Belediyenin Arsenik Uyarısı Damacana Su Satışlarını Artırdı

Şarkışla Belediyesi'nin arsenik uyarısından sonra damacana su satışlarında artış oldu.
Şebeke suyunu kullanamayan vatandaşlar damacana su satın almaya başladı.

Daha önce ortalama 3 bin damacana su satılırken bunun 40 bine yükseldiği belirtildi.





KAYNAK: HABERLER

Damacana Su Öldürebilir!

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Köksal, ''son yıllarda kişi başına kullanım oranı artan damacanadaki suyun hava ya da güneşe maruz kalmasının, kişiyi ölümle sonuçlanan hastalıklara kadar götürebilen mikroorganizmaların üremesine neden olduğunu'' bildirdi.

Prof. Dr. Köksal, ''şişe suyu'' olarak bilenen işlenmiş suyu sağlık açısından desteklediklerini, ancak kullanım süresi ve bekletildiği ortama dikkat edilmediğinde enfeksiyon hastalıklarına yol açabidiğini belirtti.

Şişe sularının, bulundukları ortam ve temizlik kurallarına uyulmadığı takdirde hepatit yapan virüsler dahil tüberküloz, ishal ve daha birçok enfeksiyon hastalığının oluşumuna zemin hazırladığını ifade eden Köksal, şunları söyledi:

''Vücudun yüzde 70'ini oluşturan su, vücutta bir elektrik cihazındaki kablo görevini üstlenir. Bu nedenle hücreler arası iletişim, enzimler, hormonlar ve bütün metabolizmayla ilgili faaliyetleri sağlayan suyun çok sağlıklı olması gerekir.''

Prof. Dr. Köksal, şişe sularının işlenmiş olması nedeniyle doğal olarak değerlendirilemeyeceğini ifade ederek, ''Teknolojinin yardımı ile her tür su işleme tabi olarak içilebilir niteliğe getirilebilir ve işlenmiş su olarak tanımlanabilir. Ancak, bunların da tıpkı diğer gıda ürünleri gibi raf ömrü vardır. Bu ömür, suyun ambalaj malzemesi, saklama koşulları ve işletme koşullarına bağlıdır'' dedi.

Ev ve işyerlerinde çoğunlukla ''damacana'' tabir edilen plastik şişelerde kullanılan suyun mutlaka serin, güneş ışığından uzak ve kuru ortamlarda saklanması gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Köksal, şunları kaydetti:

''Su şişesinin etrafında suya ve ambalaj maddesine etki edecek kokulu maddeler bulundurulmamalı. Damacanadaki suyun hava ya da güneşe maruz kalması zararlı mikroorganizmaların üremesine neden oluyor. Su şişesinin kapağı bir kez açıldığında hava ile temas ettiğinden 10-15 saatte tüketilmeli. En fazla bir günde tüketilebilecek gramajdaki suyun kapağı açılmalı. Ev ve işyerlerindeki kişi sayısı ve ortalama tüketim dikkate alınarak damacana suyunun gramajı tespit edilmeli. Bu durumda özellikle evlerde kullanılan 19 litrelik damacana suların kapağı açıldığında ne şekilde saklanırsa saklansın günlerce kullanılması sakıncalı.''

Prof. Dr. Köksal, suyun renksiz, berrak, kokusuz ve tatsız olanının tercih edilmesi gerektiğini belirterek, ''Çünkü suyun kokusunu, rengini ve berraklığını bozan mikroorganizmalar oluyor'' dedi.

POMPA KİRLİLİĞİ

Prof. Dr. Köksal, birçok kişinin ev ve işyerlerinde ''su sebili'' diye tabir edilen cihazların yanı sıra pompalı damacana kapaklarının da bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

''Sebil cihazına yerleştirilen damacanadaki suyun kapağı da delindiği için havayla temas ediyor. Bu yüzden kullanım süresinde kriterler burada da dikkate alınmalı. Pompalı damacanaların ise pompa temizliğine dikkat edilmeli.

Bu pompaların kirliliği gözle de tespit edilebilir. Suya doğrudan temas eden pompa ve 'cooler' diye tabir edilen aparatının temizliği yapılmadığında havada ve ortamda bulunan mikroorganizmalar, kokular veya yabancı maddeler pompa üzerinde birikip suya bulaşacaktır. Bulaşan bu mikroorganizmalar zamanla çoğalarak kaplarda beyaz, yeşil ya da kahverengi kümeler meydana getirebilir veya suyun tadında ve kokusunda istenmeyen değişikliklere neden olabilirler.''

KİŞİ BAŞI TÜKETİM

Türkiye'de 2006'da kişi başı 91 litre olan işlenmiş su tüketiminin, geçen yıl 100 litreye ulaştığını belirten Prof. Dr. Köksal, Avrupa ülkelerinde ise bu miktarın birkaç katı olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Köksal, gelir ve eğitim seviyesi yükseldikçe şişe suyuna da talep artacağından sağlıklı suyun kriterlerinin de herkesçe bilinmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

KAYNAK: AKTİF HABER

İşte damacana su hakkında bilmedikleriniz

Prof. Dr. Köksal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''şişe suyu'' olarak bilenen işlenmiş suyu sağlık açısından desteklediklerini, ancak kullanım süresi ve bekletildiği ortama dikkat edilmediğinde enfeksiyon hastalıklarına yol açabidiğini belirtti.

Şişe sularının, bulundukları ortam ve temizlik kurallarına uyulmadığı takdirde hepatit yapan virüsler dahil tüberküloz, ishal ve daha birçok enfeksiyon hastalığının oluşumuna zemin hazırladığını ifade eden Köksal, şunları söyledi:

''Vücudun yüzde 70'ini oluşturan su, vücutta bir elektrik cihazındaki kablo görevini üstlenir. Bu nedenle hücreler arası iletişim, enzimler, hormonlar ve bütün metabolizmayla ilgili faaliyetleri sağlayan suyun çok sağlıklı olması gerekir.''

Prof. Dr. Köksal, şişe sularının işlenmiş olması nedeniyle doğal olarak değerlendirilemeyeceğini ifade ederek, ''Teknolojinin yardımı ile her tür su işleme tabi olarak içilebilir niteliğe getirilebilir ve işlenmiş su olarak tanımlanabilir. Ancak, bunların da tıpkı diğer gıda ürünleri gibi raf ömrü vardır. Bu ömür, suyun ambalaj malzemesi, saklama koşulları ve işletme koşullarına bağlıdır'' dedi.

Ev ve işyerlerinde çoğunlukla ''damacana'' tabir edilen plastik şişelerde kullanılan suyun mutlaka serin, güneş ışığından uzak ve kuru ortamlarda saklanması gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Köksal, şunları kaydetti:

''Su şişesinin etrafında suya ve ambalaj maddesine etki edecek kokulu maddeler bulundurulmamalı. Damacanadaki suyun hava ya da güneşe maruz kalması zararlı mikroorganizmaların üremesine neden oluyor. Su şişesinin kapağı bir kez açıldığında hava ile temas ettiğinden 10-15 saatte tüketilmeli. En fazla bir günde tüketilebilecek gramajdaki suyun kapağı açılmalı. Ev ve işyerlerindeki kişi sayısı ve ortalama tüketim dikkate alınarak damacana suyunun gramajı tespit edilmeli. Bu durumda özellikle evlerde kullanılan 19 litrelik damacana suların kapağı açıldığında ne şekilde saklanırsa saklansın günlerce kullanılması sakıncalı.''

Prof. Dr. Köksal, suyun renksiz, berrak, kokusuz ve tatsız olanının tercih edilmesi gerektiğini belirterek, ''Çünkü suyun kokusunu, rengini ve berraklığını bozan mikroorganizmalar oluyor'' dedi.

-POMPA KİRLİLİĞİ-

Prof. Dr. Köksal, birçok kişinin ev ve işyerlerinde ''su sebili'' diye tabir edilen cihazların yanı sıra pompalı damacana kapaklarının da bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

''Sebil cihazına yerleştirilen damacanadaki suyun kapağı da delindiği için havayla temas ediyor. Bu yüzden kullanım süresinde kriterler burada da dikkate alınmalı. Pompalı damacanaların ise pompa temizliğine dikkat edilmeli.

Bu pompaların kirliliği gözle de tespit edilebilir. Suya doğrudan temas eden pompa ve 'cooler' diye tabir edilen aparatının temizliği yapılmadığında havada ve ortamda bulunan mikroorganizmalar, kokular veya yabancı maddeler pompa üzerinde birikip suya bulaşacaktır. Bulaşan bu mikroorganizmalar zamanla çoğalarak kaplarda beyaz, yeşil ya da kahverengi kümeler meydana getirebilir veya suyun tadında ve kokusunda istenmeyen değişikliklere neden olabilirler.''

-KİŞİ BAŞI TÜKETİM-

Türkiye'de 2006'da kişi başı 91 litre olan işlenmiş su tüketiminin, geçen yıl 100 litreye ulaştığını belirten Prof. Dr. Köksal, Avrupa ülkelerinde ise bu miktarın birkaç katı olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Köksal, gelir ve eğitim seviyesi yükseldikçe şişe suyuna da talep artacağından sağlıklı suyun kriterlerinin de herkesçe bilinmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

KAYNAK: ISPARTANEWS

Dakikada 15 kişi kirli sudan ölüyor

Dünya genelinde 1 milyar 400 milyon kişinin temiz içme suyundan mahrum olduğu günümüzde dakikada 15 kişi sağlıksız su tüketimi sonucu hayatını kaybediyor.

16-22 Mart Dünya Su Günü nedeniyle Birleşmiş Milletler(BM), tarafından düzenlenen çeşitli etkinliklerle dünya genelinde günden güne artan su krizine dikkat çekiliyor. BM verilerine göre, dünyada 1 milyar 400 milyon kişi temiz içilebilir sudan mahrum. Yine dünya nüfusunun yüzde 40`ına denk gelen 2 milyar 600 milyon kişi de arıtılmamış sağlık açısından sakıncalı suyu tüketmek zorunda. Sağlık şartlarına uygun olmayan suların neden olduğu kolera, ishal ve tifo gibi hastalıklardan da sadece 1dakikada 15 kişi hayatını kaybediyor. Bir diğer ifadeyle yılda yaklaşık 8 milyon kişi sudan kaynaklanan hastalıklar sonucu ölüyor. Dünyadaki su krizine çareler arayan BM`nin Milenyum Kalkınma Hedeflerine ulaşılması için her yıl bu alanda 30 milyar dolarlık bir yatırım şart. Dünya Su Konseyi, 2015` kadar yıllık 30 milyar dolarlık yatırımla da ancak temiz içilebilir su bulamayanların yarısının sağlıklı suya kavuşabileceğini bildirdi. Dünya nüfusunun artmasına bağlı olarak 20. yüzyılda su tüketimi tam 6 kat arttı. 1950`de kişi başına düşen su tüketim miktarı 16 bin 800 metreküp iken bu miktar 2000`de 7 bin 300 metreküpe düştü. Dünya nüfusunun 8 milyarı bulmasının beklendiği 2025`te ise kişi başına su tüketiminin yaklaşık 4 bin 800 metreküpe düşeceği tahmin ediliyor. Günlük su tüketimi Afrika kıtasında kişi başına 10-20 litre arasında değişirken Avrupalıların kişi başına günlük su tüketim miktarı 200 litre, Kuzey Amerika ve Japonya`da ise tam 350 litre. Suların kullanımı konusunda şimdiden bir çok bölgedeki ülkeler arasında tansiyon yükselmiş durumda. ABD`den Ortadoğu`ya, Güney Asya`ya kadar geniş bir alanda küresel ısınmaya da bağlı olarak susuz ülkelerin sayısı artıyor. Uzmanlar, su krizinin muhtemel `su savaşlarına` neden olabileceği uyarısında bulunuyor. BM`nin raporunda su krizinin, su kaynaklarının yetersizliğinden ziyade suyun kötü kullanımından kaynaklandığı da belirtiliyor. BM Dünya Su Konseyi, su ile ilgili alanlarda yatırım yapılmasıyla yılda 1.5 milyondan fazla kişinin kurtarılabileceğini belirtiyor.

KAYNAK: HABER7

Her Damacana Su Sağlıklı mı?

Arsenikti, kirli suydu derken vatandaş damacana suya mahkum oldu. Bu durum kendi pazarını da yarattı. Onlarca farklı markada su tüketicinin evine giriyor. Ancak damacana su alırken dikkat edilmesi gereken unsurlar var.

Damacana su alırken, öncelikle firmanın Sağlık Bakanlığı`ndan ithal veya üretim izni almış olmasına bakmak gerekiyor.

Bir su firması temsilcisi Ethem Eroğlu, dikkat edilmesi gereken diğer unsurlarla ilgili şunları söyledi:

`Damacana suyun kapağında hijyenik koruma bandı olmalı ve üzerinde seri no ve son kullanma tarihi bulunmalıdır. Etiketlerinde hem marka hem de suların nereden hangi kaynaktan çıktığını yazmaları gerekiyor. Bunun dışında da suyun analiz değerleri son derece önemli, bu değreler bilinmek zorunda.`

Suyun içeriği ve temizliği kadar nasıl taşındığı da büyük önem taşıyor. Damacanaların asla tüp, otogaz, petrol ürünleri gibi kimyasal maddelerle birarada taşınmaması gerekiyor.

KAYNAK: TRT

Her gün üç bin çocuk ölüyor

Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı ve Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Sedat Türkmen dünyada su kaynaklarının kirlenmesinden dolayı her gün üç bin çocuğun hayatını kaybettiğini bildirdi

Doç. Dr. Sedat Türkmen, insan bedeninin yüzde 60-70`ni oluşturan suyun, insanlığın bugünkü ve yakın geleceğindeki en büyük sorunlardan birini oluşturduğunu söyledi. Türkmen, `Dünya nüfusunun yüzde 43`ünden fazlası ortak su havzalarında yayılmış durumdadır. Dünyadaki 261 havza ülke sınırlarını aşmaktadır. Bu yüzden farklı toplumlar ve devletler paylaşım konusunda sık sık karşı karşıya gelmiştir. Tarih boyunca su sorunu ve savaşlarını görmekteyiz` dedi.

KİRLİ SU GÜNDE 3 BİN ÇOCUK ÖLDÜRÜYOR • Dünyada kişi başına düşen su tüketimi ortalamasının yılda 7 bin 600 metreküp olduğunu, uzmanlara göre kişi başına bin 700 metreküpten az bir tüketimin yetersiz sayıldığına dikkat çeken Türkmen şöyle devam etti: `Bir kişinin günlük doğrudan su tüketimi 2-3 litre ve evsel kullanımı 20-300 litre arasında değişiyorken, tükettiği öteki besinlerin üretimi için günde 2 bin-3 bin litre su harcanmış olması gerekmektedir. Kişi başına su tüketimi her 20 yılda bir ikiye katlanmaktadır. Nüfus artış hızının iki katı bir hızla. Buna karşın, evlerde ve belediyelerde tüketilen su, toplamın yalnızca yüzde 10`unu oluşturmaktadır. Endüstri ise toplam tatlı su tüketiminin yüzde 20-25`ini almakta, asıl tüketim ise tarımda olup, yüzde 65-70`dir.`

Türkmen, bugünkü dünya nüfusunun beşti birinin yani 1,2 milyar kişinin suyun yetersiz olduğu yerlerde yaşadığını, 500 milyon kişinin de bu durumun eşiğinde olduğunu, 1,6 milyar kişinin ise ekonomik nedenlerle suya ulaşamadığını kaydetti. Küresel ısınma, ormansızlaştırma, sulak alanların kurutulması, akarsulara pesitisit ve gübrelerin boşalması gibi nedenlerden dolayı temiz su varlıklarının üzerine ağır yükler yüklendiğinin altını çizen Türkmen, `BM raporlarına göre Avrupa`da yılda 11 milyar dolarlık dondurma yeniyor. Oysa, bütün dünya insanlarına temiz su ve güvenli kanalizasyon sistemi sağlayabilmek için yıllık 9 milyar dolar harcamanın yeteceği hesaplanıyor. Kötü kaliteli suların içilmesinden ötürü dünyada her yıl çoğu çocuk 5 milyon insan ölmektedir. Yine kirli sulardan dolayı günde 3 bin çocuğun öldüğü bilinmektedir` dedi.

KAYNAK: TARAF

Rüşvet alarak, kirli suya temiz raporu vermiş!

Tekirdağ`da su ve maden suyu üreten fabrikalara sağlıklı olmadığı halde olumlu rapor veren denetleme şube müdürü yakayı ele verdi.

Rüşvet alarak olumlu rapor hazırlayan müdür ile birlikte iki fabrika sahibi ve bir genel müdür tutuklanarak cezaevine kondu.

Edinilen bilgiye göre, Tekirdağ`da İl Jandarma Komutanlığı`nın düzenlediği operasyonda su ve maden suyu üreten fabrikaların genel müdürlerinin de aralarında bulunduğu 4 kişi tutuklandı.

Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü`nde Gıda ve Çevre Kontrol Şube Müdürü olarak görev yapan Kenan A.`nın rüşvet aldığı ihbarı ile harekete geçen jandarma ekipleri şube müdürünü teknik takibe aldı. Yaklaşık 3 ay süren takibin ardından Kenan A.`nın denetim yapmak için gittiği 3 ayrı su ve maden suyu fabrikalarında rüşvet aldığı ortaya çıktı. Kenan A.`nın üretilen su ve maden suları fabrikalarında ürünlere sağlık kriterlerine uymadığı halde `sağlıklı` raporu verdiği ve bunun için fabrika genel müdürlerinden rüşvet aldığı belirlendi.

Jandarma ekipleri Kenan A. isimli şube müdürünü işyerine düzenlediği baskın ile gözaltına aldı. Ayrıca Tekirdağ`ın Şarköy İlçesi Hoşköy ve Saray ilçelerinde fabrikaların sahibi olan Seyfullah K., Tahsin T. ve başka bir fabrikanın genel müdürlüğü görevini yürüten Bülent S. isimli şahıslar da gözaltına alındı. Jandarma ekipleri tarafından sorgulanan zanlılar bir günlük gözaltı süresinin ardından Tekirdağ Adliyesi`ne sevk edildi.

Savcılık tarafından da sorgulanan Sağlık İl Müdürlüğü`nde şube müdürü olan Kenan A., `rüşvet almak, irtikap ve görevini kötüye kullanmak` suçlarından çıkarıldığı 2`nci Sulh Ceza mahkemesi tarafından tutuklandı. Fabrikaların genel müdürleri Seyfullah K., Tahsin T. ve Bülent S. ise `rüşvet` verdikleri iddiasıyla tutuklanarak Tekirdağ Kapalı Cezaevine konuldu. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

KAYNAK: STAR

Kesintiden sonra gelen suya dikkat edin

Su kesintilerinin şebeke suyunun kirlenmesine neden olduğunu ve bunun halk sağlığını tehdit ettiğini kaydeden uzmanlar, `Bu suyla diş bile fırçalanmamalı` diyor

Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recep Akdur, su kesintilerinin şebeke suyunun kirlenmesine neden olduğunu ifade ederek, önlem alınmadığı takdirde bunun salgınve ölümcül hastalıklara neden olacağını söyledi.

SALGIN UYARISI

Prof. Dr. Recep Akdur yaptığı açıklamada, Ankara`da 48 saat süren su kesintilerinin halk sağlığını tehdit ettiğini belirterek, sular kesildiği zaman, şebekede negatif basınç oluştuğunu ve boruların etrafındaki kirli suların şebekenin içine emildiğini bildirdi. Bu suların, başta mikroplar olmak üzere her türlü kirliliği içerdiğini söyleyen Prof. Dr. Akdur, şunları söyledi `Boru içine emilen kirli sular, tekrar su verilinceye kadar boru içinde bekler ve bu bekleme sırasında tamamen kokuşur ve kokuşmuş, içilmesi sakıncalı sular haline gelir. Kesintiden sonra musluklarımızdan akan suların bataklık suyu gibi kokması bu nedenledir. Bu su bulanık, kokulu ve hem de her tülü madde ile kirlenmiş bir sudur içilemez.` Suların kullanılmadan önce en az 10 dakika kaynatılması gerektiğini söyleyen Akdur, `Bulaşık yıkama, ağız ve diş fırçalama, sebze ve meyve yıkama amacıyla kullanılması sakıncalıdır. Bu uygulamanın devam etmesi halinde halk kolera, tifo ve viral hepatit açısından risk altındır` ded.

HALK UYURALMALI

Kesintiden hemen sonra gelen şebeke sularının içilebilmesi ve kullanılması için kaynatılması ya da evlerde uygulanabilen dezenfeksiyon yöntemleri ile dezenfekte edilmesi gerektiğine işaret eden Akdur, Belediye`nin kesilme nedeniyle şebekede tekrar kirlenen bu suların içilmemesi için halkı uyarması gerektiğini sözlerine ektildi.

ANKARA, 3 GUN SONRA SUYA DOYACAK

48saatlik su kesintisi uygulanan Ankara`da, Demetevler`de önceki akşam saatlerinde ana su borusunun patlaması ve şehri su basması üzerine, Ankara Büyükşehir Belediyesi su kesinti programını değiştirdi. ASKİ Genel Müdürlüğü`nden yapılan yazılı açıklamada, Demetevler`de Ankara`ya su aktaran 2 metre 20 santimetre çapındaki ana borunun patladığı, hattın onarım çalışmalarına hemen başlandığı vurgulandı. Açıklamada, patlayan borunun tamirinin 24-36 saat süreceği belirtilerek, tamiratın bitmesinin hemen ardından barajdan kesilen suyun İvedik Arıtma Tesisleri`ne verilmeye başlanacağı, bu suyun tesislere ulaşmasının da 36 saat süreceği vurgulandı. Bu durumda Ankara`ya üç gün boyunca hiç su verilemeyecek. ASKİ açıklamasında, `Bu sürelerin sonunda tüm Ankara doyana kadar kesintisiz su verilecek. Daha sonra da kesinti programına devam edilip edilmeyeceğine karar verilecek` denildi.

KAYNAK: BUGÜN

Su Kaynakları Kirlilik Tehdidi Altında

-Çevre ve Orman Bakani Osman Pepe`nin, CHP Bursa Milletvekili Kemal Demirel`in farkli soru önergelerine verdigi yanitlar, basta dogu ve güneydogu olmak üzere yurt genelinde su kaynaklarinda yasanan kirliligi ortaya koydu. Endüstri tesislerinde aritma sistemlerinin olmamasi ve evsel atiklar, su kaynaklarindaki kirliligi arttiran en önemli iki neden olarak öne çikti.

ANKARA(ANKA)-Çevre ve Orman Bakani Osman Pepe`nin, CHP Bursa Milletvekili Kemal Demirel`in farkli soru önergelerine verdigi yanitlar, basta dogu ve güneydogu olmak üzere yurt genelinde su kaynaklarinda yasanan kirliligi ortaya koydu. Endüstri tesislerinde aritma sistemlerinin olmamasi ve evsel atiklar, su kaynaklarindaki kirliligi arttiran en önemli iki neden olarak öne çikti.

CHP`li Demirel, Kütahya, Siirt, Elazig, Bingöl, Bartin, Erzurum, Düzce, Nevsehir, Kars ve Adiyaman illerindeki su kaynaklarinda yasanan kirlilikle ilgili ayri ayri soru önergeleri verdi. Pepe`nin önergelere verdigi yanitlar, su kaynaklarindaki kirlilik gerçegini ortaya çikardi.

KIRLILIK`HARITASI`

Pepe`nin verdigi yanitlarda, su kaynaklarinin kirlilik durumu ve nedenleri illere göre, su sekilde siralandi:

KÜTAHYA

Kirlilige maruz kalan su kaynaklari Porsuk Çayi(Merkez), Gediz Nehri ve Kocaçay(Tavsanli)dir. Ilçelerde endüstri tesisi yogunlugunun az olmasi nedeniyle genel kirlilik, evsel atik sulardan kaynaklanmaktadir.

SIIRT

Kirlilige maruz kalan su kaynaklari Botan, Kezer ve Basur çaylaridir. Botan Çayi, Siirt il merkezine ait atik sular (kanalizasyon sulari) aritilmadan döküldügü için kirlenmektedir. Kezer Çayi, tarimdaki asiri ve yanlis sulamadan dolayi kirlenmektedir. Basur Çayi ise, Bitlis ili ile Baykan Ilçesi ve Ziyaret Ilçesi`ne ait aritilmadan dökülen atik sularla kirlenmektedir.

ELAZIG

Kirlilige maruz kalan su kaynaklari, Keban ve Karakaya baraj gölleri ile Hazar Gölü, Murat ve Dicle nehirleri, Peri ve Haringet çaylaridir. Kirlilik sebeplerini genel olarak evsel atiklar, kismen de küçük ölçekli endüstri tesislerinden kaynaklanan atiksular olusturmaktadir. Elazig ilinde bulunan su kaynaklarindan Murat Nehri ve Keban Baraj Gölü`ne akan Karasu nehrinin baslangiç noktasi Elazig ilinin disinda oldugundan akarsularin baslangiç noktalarindan itibaren olusan kirlilikler de Keban Baraj Gölü`nde kirlenmelere neden olmaktadir.

BINGÖL

Kirlilige maruz kalan su kaynagi Gayt Çayi`dir. Bingöl ilinde sanayi tesisi bulunmadigindan kirlilik evsel niteliklidir.

BARTIN

Kirlilige maruz kalan en önemli su kaynagi Bartin Irmagi olup Bartin Irmagi`nin iki ana kolunu olusturan Kocaçay ve Kocanazçayi, Bartin merkezinde Gazhane Burnu`nda birlesip 14 kilometre yol katederek Bogaz mevkisinde Karadeniz`e ulasmaktadir.

ERZURUM

Kirlilige maruz kalan su kaynaklari, Karasu Nehri, Aras Nehri, Çoruh Nehri ve bunlari besleyen alt akarsulardir. En büyük kirlilik, Erzurum Belediyesi kanalizasyon sebekesinin bagli oldugu ve Firat nehrinin ana kaynagi olan Karasu Nehri`nde görülmektedir. Sanayinin büyük çogunlugu Erzurum Merkez Ilçe`de yer almakta olup, belediyenin kanalizasyonuna bagli olarak faaliyet göstermektedir. Organize sanayi bölgesinden çikan atik sular da direk olarak Karasu Nehri`ne verilmektedir. Aras Nehri`ne Hinis, Horasan, Karaçoban, Köprüköy, Pasinler, Tekman, Halil Çavus, Avlar ve Yagan belediyelerinin atik sulari direk olarak desarj edilmektedir.

DÜZCE

Kirlilige maruz kalan su kaynaklari Küçük Melen, Büyük Melen, Ugur Suyu, Asar Deresi ve Aksu dereleridir. Akarsulardaki en büyük kirlilik sebebi, yerlesim yerlerinden gelen atiksu aritma islemine tabi tutulmadan desarj edilen evsel atiksulardir. Akarsular üzerindeki diger bir kirlilik tehdidi ise, artan sanayilesmedir. Düzce Ovasi`nda mevsimsel tarim faaliyetleri kapsaminda yapilan ilaçlamalar sonucu tarimsal bir kirlilik de olabilecek diger bir tehdittir. Düzce Belediyesi`nin çöp döküm sahasinin da Küçük Melen Çayi`nin hemen yaninda olmasi, bu suyun kalitesini olumsuz etkilemektedir. Dere yataklarindan kaçak malzeme alim sonucu akarsularda kirlilik tehdidi olusabilmektedir.

NEVSEHIR

Kirlilige maruz kalan su kaynagi Kizilirmak Nehri`dir. Kizilirmak Nehri`ne daha çok evsel atiksularin desarji yapilmaktadir.

KARS

Kirlilige maruz kalan su kaynaklari Kars Çayi, Çildir Gölü, Aras irmagi, Arpaçay Baraji ve Kuyucuk Gölü`dür. Kirlilik sebepleri, evsel ve endüstriyel atiksularin aritilmadan belirtilen su kaynaklarina desarj edilmeleri, tarimsal ve zirai mücadele ilaçlarinin yagmur sulari ile birlikte su kaynaklarina karismasidir.

ADIYAMAN

Kirlilige maruz kalan su kaynaklari Egriçay ve Ziyaret Çayi ile bu çaylardan Atatürk Baraji, Kuru Dere, Çelikhan Deresi ve Göksu Çayidir. Kirlilik sebepleri, evsel atiklarin aritilmadan dogrudan ya da dolayli sekilde bu sulara desarj edilmesi, kati atiklarin düzensiz depolanmasi, bilinçsizce yapilan zirai ilaçlama ve yanlis toprak islenmesinin sonucu toprak erozyonu, tarim disi arazilerde olusan toprak erozyonu olarak siralanabilir.

KAYNAK: HABERX

Su temizse sağlıktır!

Havaların ısınmasıyla çoğalan yaz hastalıklarının nedenlerinin başında gıda hijyeninin olmamasıyla birlikte kirli su kaynakları geliyor. Sadece mikrobik değil, kimyasal ve toksik kirlilik de sağlığı tehdit ediyor. Geçen yıl kuraklık yüzünden azalan su miktarının yerel yönetimleri güvensiz kaynaklara yöneltmesi, sudaki zehirli arsenik bileşikleri riskini sıkça gündeme taşıdı. Şehirlerdeki su şebekeleri her ne kadar geçmiş yıllara göre yenilendiyse de ana hatlardaki bir arıza bir anda tüm şehir suyunu kullanılamaz hale getirebiliyor. Basında daha yakın zamanda, lezzetli suyuyla ünlü Edremit`in musluklarından çamur aktığı haberi yer aldı.

ŞİŞELENMİŞ SU KULLANIMI ARTIYOR

Topluma sağlıklı içme ve kullanma suyu temin etmek, merkezi ve yerel yönetimlerin asli görevleri arasında yer almakla birlikte aksi durumlara hazırlıklı olmak bize düşer. Son 15 yıldır içmek için musluk suyu yerine pet ya da damacana su kullanmak giderek yaygınlaşıyor. Bu sadece bizim toplumumuzda değil, Avrupa ülkeleri ve ABD`de de böyle. Ülkemizde şişelenmiş su sektörü hacmi 2008 sonunda yaklaşık 8,6 milyar litreydi. Sektördeki toplam ciro ise yaklaşık 3 milyar TL`ye ulaştı. Geçtiğimiz yıl 8,6 milyar litre şişelenmiş su satılırken, tonaj olarak damacana toplamın yüzde 70`ini, diğer ambalajlı sular ise yüzde 30`unu oluşturdu. Peki, şişlenmiş su tam anlamıyla sağlığa uygun mu? Bu soruya gönül rahatlığıyla evet demek, ne yazık ki mümkün değil. Toplum sağlığı kurallarının bize göre katbekat sıkı denetlenip uygulandığı ülkelerde bile bu suların analizinde akla sığmayacak kimyasal maddelere ya da mikroplara rastlanabiliyor. Bu nedenle aldığınız suya ağzında tapa var diye gözü kapalı güvenmek büyük aymazlık olur. Doğrusu bilinen bir markayı göze kestirmek, güvenilir bir yetkili dağıtıcı bulmak, bir kereye mahsus olmak üzere üretim ve dağıtım ruhsatlarını incelemek, aksi bir hal gelişmediği sürece aynı suyu almaya devam etmek olur.

KAYNAK: SABAH

Türk öğrenciden müthiş icat

İsveç Umea Üniversitesi bünyesindeki Dizayn Enstitüsü`nde master öğrencisi olan Türk tasarımcı Ceren Bagatar, deprem ve sellerin vurduğu afet yerleri ile temiz su sıkıntısı çeken gelişmemiş bölgeler için `Rescue Bottle` (Kurtarma Şişesi)`ni geliştirdi.

Kirli suyu her açıdan temiz hale getiren icat sayesinde, savaş alanları ile sel ve depremlerin meydana geldiği afet bölgelerinde, temiz su yokluğundan kaynaklanan hastalıkların yayılması engellenmiş olacak.

Kurtarma Şişesi`nin çalışması `ters osmosis` prensibine dayanıyor. Su, özel bir zar aracılığıla daha yüksek yoğunluktaki bir bölgeden daha düşük yoğunluğa sahip bir bölgeye geçiyor. Buradaki özel zar, kirli sudaki gözle görülen ya da görülmeyen bütün katı, bozuk ve tehlikeli kısımları ayırıyor. Zarın öbür tarafında ise içilebilecek kalitede temiz su kalıyor. Sıradan bir filteden geçirilen ya da kaynatılan su, hala mikrop içerebilecekken, Kurtarma Şişesi`nde dönüştürülen su, tamamen mikroplardan arındırılmış olarak yeniden kullanıma sunuluyor.

Ceren Bagatar`ın buluşunun diğer bir kritik özelliği ise, kirli suyu temize dönüştürürken ishale neden olan maddeleri tamamen yok edebilmesi. Böylece arıtılmış sudaki `besleyici` özellik daha da artıyor. Susuzluk yaşamış hastalarda, glukoz, sodyum klorür, potasyum klorür ve disodyüm hidrojen sitrat gibi maddeler, tedavinin gerçekleşmesi için vücuttan elimine edilir. Bağatar`ın geliştirdiği cihaz, kirli suyu temize dönüşütürürken bu maddeleri de imha ediyor. `Eloktrolit` olarak da bilinen bu maddeler, su kıtlığının yaşandığı bölgelerde sıkça rastlanan akut ishal ve kolera vakalarında tedavi için vücuttan yok ediliyor.

ULAŞILMASI GÜÇ YERLERE KOLAYCA TAŞINABİLİYOR

Kurtarma Şişesi, bir şarj ömrü boyunca 500 mililitre suyu temizleyebiliyor. 15 şarj süresinden sonra 7,5 litre temiz, güvenli ve berrak su elde edilebiliyor.

Ceren Bagatar, Kurtarma Şişesi`nin mülteci kamplarında ve afet bölgelerindeki çadır kentlerde kullanımının çok kolay olduğunu, değişik ağızlıklarıyla beraber 20 - 50 dolar`a mal olabileceğini söyledi. Bagatar, Kurtarma Şişesi`nin ulaşılması güç bölgelere de kolaylıkla taşınabildiğini ifade etti.

İnternetteki bilim sitesi Softpedia`nın editörlerinden Florin Tibu, Kurtarma Şişesi`nin oldukça faydalı bir cihaz olarak dikkat çektiğini, mümkün olduğunca çabuk genel kullanıma başlanmasını ümit ettiğini kaydetti.

Ceren Bagatar`ın tasarımı, Mart ayında yapılan `Küresel Su Krizine Çözüm` konulu Aspen Dizayn Yarışması`nda ilk 7`ye kaldı. Söz konusu yarışmaya 27 ülkeden 115 üniversite, 225 proje ile katılmıştı.

KAYNAK: YENİŞAFAK

Tekirdağ`da turistik beldeler kanalizasyonun aktığı balıkların öldüğü barajdan su içiyor

Tekirdağ`ın merkeze bağlı Kumbağ ve Barbaros beldelerinde içme suyu, kanalizasyonun aktığı ve balıkların öldüğü göletten sağlanıyor. Son bir ayda binlerce kişinin rahatsızlandığı beldelerde yetkililer, herhangi bir uyarı yapmadığı için sular içilmeye devam ediliyor.

Tekirdağ`ın turistik beldeleri Kumbağ ve Barbaros, içme suyunu Yazır Göleti`nden sağlıyor. Yaklaşık 60 bin kişinin yaşadığı iki beldede vatandaşlar yıllardır içme suyunu Yazır Göleti`nden alıyor. Geçtiğimiz hafta başgösteren içme suyu kirliliği vatandaşları zor duruma düşürdü. İçme suyunda yapılan incelemelerde `nitrat` bulunması tatilcileri tedirgin ederken, suyun geldiği Yazır Göleti`ne üç farklı köyün kanalizasyonunun aktığı ortaya çıktı.

Aşağı Kılıçlar, Yukarı Kılıçlar ve Karahisarlı köylerinin kanalizasyonlarının 14 yıldır arıtılmadan gölete verilmesi özellikle yaz aylarında nufüsunu üçe katlayan Barbaros ve Kumbağ beldelerinde tatilcilerin keyfini kaçırdı. Kanalizasyonun ve göldeki bitkilerin oluşturduğu nitrat nedeniyle gölette onlarca balığın öldüğü ortaya çıktı. Barajdan beldeye içme suyunu ulaştıran kanalların içinin kirli ve üzerinin açık olması dikkat çekti.

Kumbağ Su Arıtma Merkezi`nin, 2 yıldır tamamlamaması nedeniyle belde halkı suları arıtılmadan içiyor. Çamurlu ve sarı renkte akan sular nedeniyle turizm beldesinde onlarca insanın hastalandığı kaydedildi. Yazır Gölet`ine balık tutmak için gelen Ali Aslan köylerin kanalizasyonunun yıllardır baraja aktığını söyledi. Arıtma tesisinin kurulması gerektiğini ifade eden Aslan, kirli su nedeniyle birçok bulaşıcı hastalığın oluşabileceğini kaybetti.

Özellikle son zamanlarda Kumbağ`da içme sularının çamur renginde aktığını ifade eden tatilci Rukiye Kılıç çeşmeden akan su ile yemek bile yapılmadığını söyledi. Kılıç, `Son 20 gündür sular sarı akıyordu. Aynı lağım gibiydi. Sular çok pis kokuyor. Ne banyo, ne yemek hiç bir şey yapılmıyor. Sular leş gibi kokuyor. Suyla abdest dahi alınmıyor. Sudan ağzım yara oldu. Yetkililer bu duruma bir çare bulsunlar. Burası Turizm beldesi, buraya gelen çok oluyor. Buraya gelen birçok turist su yüzünden kaçtı. Buraya gelen turist suyu kullanamadığı için şikayetçi. Belediyemizden şikâyetçiyiz. Suyu içmeye kesinlikle kullanamıyoruz. Kirli su nedeniyle çok kişi banyo bile yapamıyoruz diyerek beldeden ayrıldı. Birçok kişinin de sudan dolayı rahatsızlandığını biliyoruz` dedi.

Her yıl çok sayıda yerli ve yabancı turistin Kumbağ`a geldiğini belirten Semiha Engin ise çeşmeden akan suların pis koktuğunu ve kullanamadıklarını söyledi. Kirli su nedeniyle büyük sıkıntı çektiklerini ifade eden Engin, `Sularımız lağımdan daha pis kokuyor. Buraya turistler geliyor. Belediyemiz su parası alıyor. Yazık değil mi bu kirli sudan paramı alınır. Suyun kirli olduğunu bilmeyerek abdest aldım. Gözlerimden rahatsızlandım. Doktora gittim, su yüzden hastalandığımı söyledi. Birçok insan beldemizde rahatsızlandı. Bu sudan insanlar kolera dahi olur` şeklinde konuştu.

KAYNAK: (CİHAN)

Sudaki arseniğe filtreli zar çözümü

Yerel seçimlere hazırlanan AK Partili Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile CHP`li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu arasındaki `arsenikli su` polemiğini sona erdirecek çözüm, İstanbul`daki 5. Dünya Su Forumu`ndan çıktı. İki belediye başkanının, birbirlerini halka arsenikli su içirmekle suçladığı bir dönemde yeni keşfedilen bir zar teknolojisinin, sudaki arsenik benzeri ölümcül toksinleri filtrelediği açıklandı. Deniz suyunu arıtma şu anda en pahalı içme ve kullanma suyu elde etme yöntemlerinden biri olduğu için pek tercih edilmiyor. Ancak zarla filtrelemenin, suyun tuzdan arındırılması ve saflaştırılmasında enerji tasarrufu sağladığı için işlerlik kazanabileceği belirtiliyor. Üretilen bu yeni teknoloji hakkında SABAH`a bilgi veren IBM Keşif ve İnovasyon Programları`nın Amerikalı Direktörü Kristopher Lichter, `Zar teknolojisi ile su kıtlığına ekonomik bir çözüm bulunmuş olacak. Çünkü bu sistem benzerlerine göre daha az enerji tüketiyor` dedi. Lichter`in verdiği bilgiye göre, zar teknolojisi Central Glass, King Abdulaziz City for Science and Technology (KACST) ve Texas Austin Üniversitesi`nden bilim adamlarının yürüttüğü ortak proje ile üretildi. Lichter, teknolojinin, sudaki klor maddesinin yarattığı tahribata karşı da dayanıklığı olduğunu belirtti.

BİRBİRLERİNE GİRMİŞLERDİ

Melih Gökçek ile Aziz Kocaoğlu arasındaki arsenik polemiği, Ankara`nın suyunda arsenik ve kadmiyum bulunduğu iddiasının ortaya atılmasıyla başlamıştı. Gökçek de bu iddia üzerine İzmir`in şebeke suyunda 59 mikrogram arsenik olduğunu öne sürmüştü. Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu önceki gün forumda yaptığı açıklamada Ankara`nın suyunu denetleyen kuruluşların, suda herhangi bir arsenik bulgusuna rastlamadıklarını söyledi. Kristopher Lichter`in açıkladığı arsenik ve tuzu ayıklayabilen zar teknolojisinin adı `i-Phobe`. Zar, bazik ortamda düşük oranda su taşıyıcı filtreden, yüksek oranda su taşıyıcı filtreye dönüşüyor. Araştırmacılar bu özelliği `su otoyolu` olarak adlandırıyorlar. Kirli su `otoyol`dan geçerken arsenik filtreleniyor ve diğer taraftan saf içme suyu çıkıyor. Arsenik günümüzde içme sularıyla insan sağlığını tehdit eden zehirlerin başında geliyor. Araştırmalar, halkın uzun süredir arsenikle kirlenmiş suya maruz kaldığı ülkelerde suyu içen her 10 kişiden birinin akciğer, mesane ve cilt kanserinden öldüğünü gösteriyor.

AKILLI SUYA İSRAİL ÖRNEĞİ

Deniz suyunu temizleyen zar teknolojisini Akıllı Su` denilen program kapsamında ürettiklerini belirten Lichter, `Su konusunda teknoloji üretmeden önce bilgimizi artırmalıyız. Bu yüzden programa akıllı su adını verdik` dedi. Lichter`in açıkladığı rapora göre İsrailli çiftçilerin 1964`ten başlayarak kullandıkları teknolojik tarım yöntemleri, İsrail`i su kıtlığı tehdidinden kurtarmış. İsrail, bugün 1960`lı yıllara oranla üç kat daha fazla nüfusu beslediği ve dokuz kat fazla üretim yaptığı halde su tüketimini sadece yüzde 3 oranında artırmış.

KAYNAK: SABAH

Kirli suda kanser alarmı!

Temiz suyun çok yakında petrol ve altından daha değerli olacağı, kirli sudaki midyenin ise kanser dahil birçok hastalığa sebep olduğu açıklandı

İZMİR- Ege Üniversitesi(EÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Osman Karababa, Türkiye`de Hepatit-A`nın en çok görüldüğü yerlerin başında Ege Bölgesi`nin geldiğini belirterek, `Bunun nedeni midye yeme alışkanlığıdır` dedi. Karababa, temiz su kaynaklarının gelecek yıllarda `petrol ve altından` daha değerli olacağını bildirdi. 2025 yılında dünya nüfusunun 7.8 milyara ulaşılacağının tahmin edildiğini belirten Karababa, yeraltı kaynak sularının küresel ısınma yüzünden kendini yenileyemediğini, yüzeysel su kaynaklarının da kirlilik riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Ege`de `Hepatit` korkusu

Su kaynaklarının kirlenmesiyle Türkiye`de bir çok bölgede başta tifo, paratifo, dizanteri gibi hastalıklar görüldüğünü anlatan Prof. Dr. Karababa, şu bilgiyi verdi: `Türkiye`de Hepatit-A`nın en çok görüldüğü yerlerin başında Ege Bölgesi gelmektedir. Bunun da nedeni midye yeme alışkanlığıdır. Midye, ağır metaller içerdiği için Hepatit-A gibi birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Akarsu kaynaklarımıza dereler yoluyla gelen ağır metaller, önemli sağlık problemlerine yol açmaktadır. Besin zinciri yoluyla insanlara ulaşan bu ağır metaller vücutta cilt hastalıkları, kangren, karaciğer, böbrek yetmezliği, kalp ritmi bozukluğu, sinir sistemi bozukluğu ve kanser türlerine neden olmaktadır. Hayat su olmaksızın 5-7 gün sürüyor.

Yüzde 37`si heba oluyor

Karababa, suyun heba edilmeden, kontrollü kullanılması ve kirletilmemesinin son derece hayati bir konu olduğunu söyledi. Çevre Mühendisi Helin Kınay da geçen yıl Türkiye`de içme suyuna karışan atıksular nedeniyle 13 bin 500 kişide bağırsak enfeksiyonu vakası yaşandığını, iki kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Kınay, Türkiye`de ortalama içme ve kullanma suyun yüzde 37`sinin heba edildiğini ifade ederek, 2050 yılında suya olan ihtiyacın yüzde 41 artacağını belirtti.

> Midye hasta ediyor

Ege`nin incisi İzmir`de midye avcılığı çok yaygın. Midye, ağır metaller içerdiği için başlı başına bir hastalık sebebi. Bir de kirli sularda avlanmışsa; başta Hepatit-A olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarıyor.

KAYNAK: TÜRKİYE

Akarsulardan kirlilik akıyor

Sanayiden kaynaklı atık suların yüzde 66`sına hiçbir arıtma işlemi uygulanmayan Türkiye`de önemli akarsuların büyük kısmının "Kirli" ve "Çok kirlenmiş" olarak nitelendirildiği bildirildi. TMMOB Çevre Mühendisleri Odasından alınan bilgiye göre,31 Aralık 2004 tarihli Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği`nde yüksek kaliteli su 1. sınıf, az kirlenmiş su 2. sınıf, kirli su 3. sınıf, çok kirlenmiş su ise 4. sınıf olarak yer alıyor. DSİ tarafından havza bazında yürütülen kirlilik gözlem ve tespit araştırmalarının sonuçlarının da bu kalite sınıflaması göz önüne alındığında, pek iç açıcı bir görünüm sergilemediği kaydedildi. Buna göre, Türkiye`nin sulanabilir nitelikteki topraklarının yüzde 45`inin bulunduğu İç Anadolu Bölgesi`nin en önemli akarsuyu olan ve Karadeniz`e dökülen Kızılırmak`ın Sivas`ın Hafik ilçesinden sonraki coğrafyada sulama suyu olarak bile kullanılamadığı iddia edildi. Evsel, tarımsal ve endüstriyel atıklar, Türkiye`nin en önemli akarsu havzaları olan Sakarya ve Seyhan havzalarını da tehdit ediyor. Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi`nde faaliyet gösteren tesislerin büyük çoğunluğunun atık suları, Ergene Nehri`nin bir kolu olan Çorlu Deresi`ne deşarj ediliyor. Bu bölgede yapılan araştırmalar, Çorlu Deresi`nin "Olağanüstü kirli" durumda olduğunu gösteriyor. Bölgede faaliyet gösteren birçok endüstrinin deşarjlarını toplayan Meriç Nehri ise endişe verici bir kirlenme karakteri sergiliyor. Bir kesimi 4.sınıf kategorisinde olan Meriç`te tarımsal faaliyetlerden kaynaklı kirlenme de önemli bir etken. Havzada tarımsal ilaç ve gübre kullanım miktarlarına ilişkin veriler bulunmadığından dolayı, kirliliğe ilişkin net bir sonuç elde edilemiyor. Susurluk havzası, Güney Marmara`nın tüm evsel, endüstriyel ve tarımsal atık sularının ulaştığı bir su ağı olarak dikkat çekiyor. Güney Marmara`nın üç önemli akarsuyunu ve bu akarsuların drenajalanlarını kapsayan Susurluk havzasında yer alan Nilüfer Çayı, hemorganik hem de ağır metal açısından aşırı derecede kirlenmiş durumda bulunuyor.Nilüfer Çayı`nın diğer bir kolu olan Soğanlıdere ve Ayvalı derelerinin su kalitesi de 4. sınıf kategorisinde yer alıyor. Bor, kağıt ve şeker fabrikalarının atık sularını alan Simav Çayı`nın kalitesi ise 3. ve 4. sınıf arasında değişiyor. Kalitesi genelde 2. sınıf olan Emet Çayı, bor ve arsenik konsantrasyonu açısından tarımsal sulama ve içme suyu temini yönünden oldukça sakıncalı durumda bulunuyor. Bu durum, suyun kalitesinin 4. sınıfa düşmesine neden oluyor.Özellikle evsel atık su ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklı kirlenmenin ön plana çıktığı Gediz havzasında bulunan Demirci, Selendi ve Gedizçaylarının su kalitesi, 3. ve 4. sınıf kategorisinde yer alıyor. Aynı su kalitesine sahip ve yöredeki maden yataklarından kaynaklı cıva, kurşun ve bor değerleri de oldukça yüksek olan havzadaki Nif, Alaşehir ve Tabak çayları ise endüstriyel ve bakteriyolojik kirlilik açısından dikkat çekiyor.Kuzey Ege, Yeşilırmak ve Büyük Menderes havzaları da endüstriyel ve tarımsal kirlenme açısından kötü durumda bulunuyor.-

ARITILMAYAN SULAR YA DENİZE YA AKARSULARA

Çevre Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Burçak Karaman Uysal, akarsuların kendi doğal döngüsü içinde tolere edebileceği düzeyde kirlilik sınır değerleri aşıldığında suda aşırı kirlenme başladığını belirtti. Belediyelerin yüzde 69`unda kanalizasyon şebekesi bulunmasına rağmen sadece yüzde 10`una atık su arıtma tesisi hizmeti verildiğine işareteden Uysal, aktif durumdaki 107 organize sanayi bölgesinden ise sadece 33`ünde arıtma tesisi bulunduğuna dikkati çekti. Uysal, sanayiden kaynaklı atık suların yüzde 66`sına, hiçbir arıtma işlemi uygulanmadığını, bu arıtılmayan atık suların yüzde 91`inin isedeniz ve akarsulara deşarj edildiğini vurgulayarak, şöyle konuştu: "Arıtılarak deşarj edilen yüzde 34`lük oran için de yanıtlanması gereken sorular, bu konuda da içimizin rahat olamayacağını göstermektedir. Farklı sektörlerden ağır metaller, tehlikeli kimyasallarda dahil çok farklı içeriğe sahip olan sanayi kaynaklı atık suların, nasıl bir arıtma işleminden geçtiği, ileri arıtma, doğru arıtma tekniklerinin kullanılıp kullanılmadığı, arıtılan atık suların çıkış sularının içeriği, bu çıkış sularının uluslararası deşarj standartlarını sağlayıp sağlamadığı, arıtma tesislerinin kesintisiz, sürekli işletilip işletilmediği, bu konuda Çevre ve Orman Bakanlığı ve ilgili kuruluşlar tarafından yeterli denetimlerin yapılıp yapılmadığı, gerekli cezai yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı tartışmalıdır."

"AKARSULARIMIZ İÇLER ACISI DURUMDA"

Türkiye`nin 26 akarsu havzasına ayrıldığını fakat tüm akarsulara ait yeterli gözlem verisi bulunmadığı için kirlilik haritalarının ülke bütününü sağlıklı şekilde yansıtamadığını belirten Uysal, şöyle devam etti: "Elde edilen veriler ve sonuçlar, en önemli doğal varlıklarımız olan akarsularımızın içler acısı durumda olduğunu göstermektedir. Su yönetimiyle ilgili tüm politikalar, toplumun tamamının su kaynaklarına ulaşım hakkı olduğu ve su kaynaklarının kamu yararına uygun kullanımı temelinde oluşturulmalıdır. Herkesin ücretsiz, temiz su hakkı, güvence altına alınmalıdır."

NELER YAPMALI?

Uysal, yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı: "Yapılması gereken, öncelikle kirliliğin kaynağında bertaraf edilmesive alıcı ortam kirlilik denetiminin siyasi iktidarlar ve yerel yönetimlerce kararlı bir şekilde uygulanmasıdır. Gerek kamu gerekse özel sektöre bağlı sanayi kuruluşlarında çevre denetimi, çevre yönetimi, atıksu arıtma tesislerinin kurulması ve işletilmesi gibi çevre mühendisliği uzmanlık alanına giren faaliyetler çevre mühendisleri eliyle gerçekleştirilmelidir.Akarsuların korunmasına, iyileştirilmesine ve geliştirilmesine yönelik, ulusal ve yerel ölçekte, kamucu bir su politikası oluşturulmalıdır. Akarsuların kirlilik düzeylerini gözlemleyecek sağlıklı verilerin oluşturulması sağlanmalıdır. Akarsuların, evsel ve endüstriyel atık sular, katı atıklar, tarımsal ilaç ve gübre kullanımı ile kirlenmesinin önüne geçilmeli, bu alanda proje ve yatırımlar öncelikle tesis edilmelidir. İller Bankası ve DSİ Genel Müdürlüğü gibi kurumların, su politikaları ve su yönetimi alanındaki görev ve sorumlulukları yeniden tanımlanmalı, havza yönetimi temelinde yetkileri genişletilmelidir. Yeterli denetim ve yaptırım mekanizmaları geliştirilmelidir. Tüm bunlar için ise öncelikle, bütünleşik bir çevre politikasına bu kapsam da da kamusal bir su politikasına ihtiyaç vardır

KAYNAK: YENİŞAFAK

Su kesintileri ishal salgınına yol açtı

Malatya`nın Battalgazi ilçesinde 2,5 aydır yaşanan su kesintileri, ishal salgınına sebep oldu. Borulardan akan kirli suyu kullandığı için ishale yakalanan kişi sayısı 500`e ulaştı.

İlçede cuma akşamı başlayan ishal vakalarının giderek artması üzerine Malatya Valiliği ve Battalgazi Kaymakamlığı`nda kriz merkezi oluşturuldu.

Malatya Valisi Halil İbrahim Daşöz, vatandaşların şebeke suyunu kaynatarak tüketmesini istedi. Vali Daşöz, sebze bahçelerinin kanalizasyonlu su ile sulanmaması gerektiğini vurgularken, sebze ve meyvelerin iyice yıkanıp yarım saat suda bekletildikten sonra tüketilmesini önerdi. Battalgazi ilçesi içme suyu şebekesinde su kesintileri sonucu ortaya çıkan kirlenmelerin giderilmesi için şebekeye yüksek basınçlı su verileceğini belirten Vali, ilçede su depolarının 48 saat boyunca dezenfekte edileceğini aktardı.

İl Sağlık Müdürü Dr. Hacı Bayram Zengin de ishal salgınına dikkat çekerek, ilçeye sağlık personeli takviyesi yapıldığını kaydetti. Zengin, cuma gününden itibaren ilçede gerekli tedbirlerin alındığına değinerek, şunları söyledi: `Malatya`da daha önce yaşanan ishal olayı nedeniyle kurduğumuz erken uyarı sistemi mevcut. Bu sayede gerekli tedbirleri aldık.` İnönü Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erkan Pehlivan da yaşanan vakaların küçük boyutta bir salgın olduğunu bildirdi. Pahlivan, şebekeye basınçlı su verilmesi ve gerekli klorlamanın yapılması ile salgının önlenebileceğini ifade etti.

KAYNAK: ZAMAN

Somali`de `Kirli Su` 72 Can Aldı

Mikroplu su, bağırsak enfeksiyonuna sebep oldu. 72 kişi hayatını kaybetti.

Somali`de bağırsak enfeksiyonu yüzünden 72 kişi hayatını kaybetti.

Enfeksiyonun özellikle kuraklık çekilen güney bölgelerde yaygın olduğu, buralarda halkın mikroplu suları içmek zorunda kaldıkları bildiriliyor.

Somali`de çatışmalar, uluslararası yardım kuruluşlarının milyonlarca insana yardım ulaştırmasını zorlaştırıyor.

KAYNAK: TRT

Nanoteknolojiyle Temiz Su İmkanı

Nanoteknoloji insan saç telinden bir milyar katı daha az incelikte karbon lifi üretimine imkan veriyor.

Bu çerçevede kirli su arıtımında artık geleneksel yöntemler yerine `karbon nanotüpleri` kullanılması gündeme geliyor. Sık sık sel felaketine uğrayan ve temiz içme suyu sorunu olan Hindistan`da bu yöntem üzerinde yoğun araştırmalar yapılıyor.

Karbon Nanotüpleri Temiz İçme Suyuna Çare Olacak

Hindistan` da Bhabha Atom Araştırma Merkezi(Bhabha Atomic Resarch Center) BARC`da görevli araştırmacılar, su arıtma teknolojisindeki yeni gelişmeleri sürekli izlediklerini belirtirken, gelişmekte olan ülkelerde kullanılacak teknolojinin basit, kurulması ve kullanılması kolay, aynı zamanda da maliyetinin ucuz olması gerektiğini vurguluyorlar.

Araştırmacılar, `International Journal of Nuclear Desalination` dergisinde yayınladıkları yazıda nanoteknoloji ürünü olan karbon nanotüplerinden yalnızca su zerreciklerinin geçebildiğini, suyun virüs, bakteri, zehirli metal iyonlardan arındırıldığını duyurdular.

Araştırmacılara göre karbon nanotüplerine dayalı bir arıtma sisteminde suyun hiç bir şekilde kirlenmeden hızlı bir şekilde akması sağlanırken, bu sistem geleneksel süzme sitemlerinden daha ucuza mal edilebilecek.

Karbon Nanotüpleri Suyu Arsenikten Arındırabilecek mi?

Hindistan`da Mumbai`deki Atom Araştırma Merkezi`nde çalışan araştırma ekibi, karbon nanotüp teknolojisine dayalı sistemin, kirli suları, arsenik, ağır metal ve zehirli organik kimyasal maddelerinden de arındırmayı sağlaması amacıyla da çalışmalarını sürdürüyor.

Araştırmacılar, karbon nanotüplerin suyun tüm zehirli atiklardan arındırılarak saflaştırılması konusunda büyük bir potansiyel taşıdığına dikkat çekiyorlar.

KAYNAK: TRT

Sağlık Bakanlığı`ndan su alarmı

Sağlık Bakanlığı, su kesintileri konusunda, vatandaşları, yerel yönetimleri ve il sağlık müdürlüklerini uyardı.

Sağlık Bakanlığı`ndan yapılan yazılı açıklamada, su sıkıntısının özellikle içme ve kullanma sularının tasarruflu, etkin ve sağlığı olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde tüketimini gerekli kıldığını belirterek, içme ve kullanma sularının insan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli etmenlerin başında geldiği vurgulandı. Açıklamada, içme ve kullanma sularının güvenli ve temiz olması, toplumun suya kolayca ulaşabilmesi gerektiği ifade edilerek, `Yeterli içme ve kullanma suyu temini aslen yerelyönetimlerin görevi olmakla birlikte, toplumun tamamını ilgilendiren sorumluluklar da söz konusudur. Bakanlığımız konu ile ilgili uzmanlarla yapmış olduğu çalışmalar sonucunda yerel yönetimler, sağlık teşkilatıyla vatandaşlarımıza düşen görevler ve konu ile ilgili uyanlar tespit edildi` denildi. Bakanlık, su kesintisi öncesi ve sonrasında yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

YEREL YÖNETİMLERCE ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER

Öncelikle mümkün olduğunca su kesintisine gidilmemesi için tüm alternatifler değerlendirilmeli ve zamanında tedbir alınmalıdır.

Su kesintisi zorunlu ise uzun süreli kesintilerden kaçınılmalıdır. Zorunluluk halindeki bir günü aşan kesintilerde gerekli tedbirler alınmalıdır.

Herhangi bir salgın hastalık ortaya çıkması durumunda, sağlık teşkilatının talebi ürerine su kesintisine son verilmelidir.

Kesinti planlaması da dahil olmak üzere su kesintilerinin her aşamasında ve su dağıtım sisteminde arıza olması halinde, sağlık müdürlükleri ile koordinasyon sağlanmalıdır.

Normal şartlarda şebeke sularındaki serbest klor miktarı 0. 5 ppm (mg/L) olmalıdır. Ancak, su kesintilerinin yaşandığı yerlerde süper klorlama yapılmak suretiyle bu miktar 1 ppm`e (mg/L) çıkarılmalıdır.

Kesinti süresince kontroller sıklaştırılmalı, suyun bakteriyolojik analizleri, serbest klor ölçümleri aksatılmadan yapılmalıdır. Klorlama cihazlarının periyodik bakımlarının yapılarak sürekliliği sağlanmalı ve sistem muhtemel arızalara karşı yedeklenmelidir.

Su depolarının periyodik bakım, temizlik ve dezenfeksiyonu ihmal edilmemeli, tüm işler için konunun eğitimini almış personel istihdamı sağlanmalıdır.

Su ile bulaşan bulaşıcı ve salgın hastalıklara zamanında ve etkin bir şekilde müdahale etmek için, su şebeke sisteminin kaynak, depo, isale hattı, klorlama üniteleri ile kanalizasyon şebekesi bilgilerini içeren plan ve krokileri yerel yönetimlerce hazır bulundurulmalı ve bunların bir örneği sağlık teşkilatı yetkililerine de verilmelidir.

Arıza durumunda, bakım onarım yapılırken iyi planlama yapılmalı, onarım yapılan şebeke bölümü 10 ppm klor içeren suyla 20 dakika dezenfekte edildikten ve bu yüksek klorlu su geri çekilip 1 ppm klor içeren suyla durulandıktan sonra şebekeye bağlanmalıdır.

Okul, hastane, otel, cami, resmi binalar vb. yerlerin su depolarının bakımı, temizlenmesi ve dezenfeksiyonu konusunda ilgililere yardımcı olunmalıdır.

Depo temizliği ve dezenfeksiyonu konusunda hizmet sunmak isteyen özel kuruluşlar, sağlık teşkilatının görüşleri alınarak ruhsatlandırılmalı, verilen hizmetin kontrol ve denetimi sağlık teşkilatı ile koordineli olarak yapılmalıdır.

Kuyu sularından yararlanılan bölgelerde kuyular kayıt altına alınmalı, bu kayıtlar için DSİ ve il özel idarelerince verilen kuyu ruhsatlan esas alınmalı, ruhsatsız kuyu kullanımına müsaade edilmemelidir. Kuyu suları doğrudan içme suyu olarak kullanılmamalı, bu sular hiçbir şekilde şebeke suyuna bağlanmamalıdır.

Ticari kuruluşlarca tankerlerle içme suyu satışı yasak olmakla birlikte, yerel yönetimler ve yetkilendirdikleri kuruluşlarca gerektiğinde hastaneler, çocuk ve yaşlı bakım evleri ve ilköğretim okullarının ihtiyaçları karşılanabilir. Şebeke suyunun teknik olarak verilemediği bölgelere de Sağlık Müdürlükleri ile koordinasyon sağlanması kaydıyla tankerle su ikmali yapılabilir. Ancak, tankerle içme ve kullanma suyu temininde belirlenen kurallara titizlikle uyulmalıdır. Bu iş için kullanılan tankerler yerelyönetimlerce ruhsatlandırılmış olmalı ve başka amaçlar için kullanılmamalıdır. İçme ve kullanma suyu tankerlerinin dolum noktaları sağlık teşkilatına bildirilmelidir. Tankerlerdeki bakiye klor oranı 1 ppm olmalıdır.

Sulama amaçlı kullanılan tankerlerle içme ve kullanma suyu taşınmamalıdır. Bu tankerler üzerine `içilmez` ibaresi yazılmalıdır.

Genel amaçlı kullanılan tuvaletlerin zemin, tuvalet taşı ve klozetleri yüzde 2`lik sodyum hipoklorit solüsyonu (2 Lt çamaşır suyu+8 Lt su karışımı) ile temizlenmesi ve bu yerlerde el temizliği için katkısız sıvı sabun kullanılması sağlanmalıdır.

Atık sularla kirlenen dere ve çayların sulama suyu olarak kullanımı önlenmelidir.

Mahalle çeşmeleri gibi dezenfeksiyon işleminin yapılamadığı, ancak biyolojik veya kimyasal kirlilik tespit edilmiş suların tüketimi engellenmelidir. Bu gibi yerlerde `içilmez` ibareli tabela veya levha aşılmalı, tarihi veya kültürel niteliği bulunmayıp ıslahı da mümkün olmayan çeşmeler yıkılmalıdır.

Açıkta satılan her türlü gıda satışı engellenmelidir.

Kesinti, arıza, açıkta su satılması, su depolanması ve diğer hususlar belediyelerin ilgili birimlerine iletilmelidir.

Görülebilecek ishal vakalarında mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Kaynağı bilinmeyen buzların kullanılmasından ve tüketilmesinden kaçınılmalıdır.

SAĞLIK MÜDÜRLÜKLERİNCE ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER

Sağlık müdürlüklerinde ilgili sağlık müdür yardımcısı başkanlığında, gıda ve çevre kontrol şube müdürü, bulaşıcı hastalıklar şube müdürü, sağlık ocakları ndurulmalı ve bunların bir şube müdüründen oluşan bir izleme değerlendirme birimi oluşturularak gelişmelerle yapılan çalışmalar günlük/haftalık değerlendirilmelidir (su ve besinlerle bulaşan haftalık sürveyansı).

Bütün yerleşim yerlerinin su ve kanalizasyon sistemlerini ayrı ayrı renkte, kaynak, depo girişi ve çıkısı, klorlama noktalan ve şebekeye katılan kuyu veya ilave kaynak varsa bunları da gösteren ve ilgili yerel yönetimler tarafından hazırlanan krokiler, İl Sağlık Müdürlüğü/Sağlık Grup Başkanlığı`nda da bulunmalıdır.

Yerleşim yerlerinde sorumlu sağlık birimlerince içme ve kullanma suyu sağlayan su kaynaklarının özellikle bakteriyolojik yönden kontrolü için yeterli sayıda odak noktalar belirlenmelidir. Bu odak noktalar belirlenirken kaynak, depo girişi ve çıkışı, şebekenin kanalizasyon sistemine yakın geçtiği noktalar, şebekeye ilave, kuyu, baraj vb gibi bir su kaynağı, şebeke sistemindeki muhtemel zayıflıklar ve toplu su kullanımının olduğu yerler (okul, hastane, toplu çalışılan yerler, gıda üretim yerleri ve yemekfabrikaları vb. gibi) dikkate alınmalıdır. Odak belirleme işlemi yerel yönetimlerle birlikte yapılmalıdır. Belirlenen odak noktalardan sağlık teşkilatınca haftalık bakteriyolojik numune alınmalı (gerektiğinde bu süre kısaltılabilir), suda bakiye klor ölçümü ise günlük olarak yapılmalıdır.

Yapılan kontrollerde kirli bulunan içme ve kullanma sularının kirlilik nedenleri araştırılmalı, kirlilik odak noktaları tespit edilerek izale edilmeli, kirlilik giderilinceye kadar bu su kaynaklarının kullanımına engel olunmalı, gerektiğinde bu durum mahalli yayın organları ile halka duyurulmalıdır.

Mahalle aralarında kuyu, tanker, bidon gibi kaynaklardan sağlanan niteliği belirsiz içme suyu satışlarına engel olmak için gerekli denetimler yapılmalıdır.

Hastaneler, çocuk ve yaşlı bakım evleri ve tüm okulların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, tankerle taşınan içme ve kullanma suyunun bakiye klor ölçümleri ve bakteriyolojik analizler düzenli olarak yapılmalıdır. Su örnekleri bina su tesisatını temsil edecek şekilde alınmalıdır.

Yemek fabrikaları ve lokantalar dahil olmak üzere tüm toplu beslenme hizmeti sunan işletmelerin içme ve kullanma suları ile su depoları bakteriyolojik olarak izlenmelidir. Buralarda çalışanlar ishalli hastalıklar açısından takip edilmelidir.

Yüzme havuzları su kirliliği yönünden izlenmeli, gerekli önlemler alınmalıdır.

Kişisel hijyen ve el yıkama konularında halka yönelik bilgilendirme faaliyetleri artırılmalıdır.

Ambalajlı su işletmelerinin denetimleri sıklaştırılmalıdır. Damacanaların yıkama suları denetlenmelidir.

Buz imalathanelerinin özellikle su kaynağı olmak üzere denetimi sıklaştırılmalıdır.

Belediyelerin eğitim talepleri değerlendirilerek gerekli destek yapılmalı, gereğinde Bakanlık Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü`nden teknik destek istenmelidir.

Gıda işleme yerleri, toplu beslenme yerlerinin denetimi arttırılmalıdır.

KAYNAK: YENİŞAFAK

Bakımsız su depolarına dikkat!

Kirli depolardan gelen pis sular, enfeksiyon riski oluşturduğu gibi, çamaşır, bulaşık makinesi ile hidrofor ve arıtma cihazlarını bozuyor. Uzmanlar, yaz döneminde tatil için yaşadıkları yerlerin dışına çıkan insanları depolarını, musluklarını bakımdan geçirmeleri konusunda uyarıyor.

Kayseri Sağlık İl Müdürü Kadir Çetinkara, ihmaller sonucu mikrop yuvası haline gelen su depolarının en az 6 ayda bir temizlenmesi gerektiğini söyledi.

Su depolarının temizliğiyle ilgili ciddi bir bilinçlenme oluşmadığına dikkat çeken Çetinkara, `Yerleşim yerlerinde, toplumun ihtiyacının karşılanması amacıyla tüketime ve kullanıma verilen suların yeterli ve sağlıklı olmasının toplum sağlığının korunmasındaki önemi büyük. Vatandaşımız yılda birkaç kez arabasının bakımını yaptırıyorsa, su depolarında da aynı hassasiyeti göstermeli. Temizlenmeyen ve bakımı yapılmayan depolarda her türlü mikrop oluşabiliyor. En az 6 ayda bir depolar temizletilmeli. 3-4 yıl bakımı yapılmayan depolar var. Kaynatma ve klorlama işlemleriyle su dezenfekte edilebilir.` diye konuştu.

Kayseri Su ve Kanalizasyon İdaresi(KASKİ) Genel Müdürü Ender Batukan ise, yaz döneminde insanların tatil için farklı yerleşim alanlarına gittiğini, bu dönemde su sirkülasyonu olmayan su tesisatlarında bakteriyel oluşumlara rastlanıldığını ifade etti.

Şehir şebekesine verilen tüm içme suyu kaynaklarının 24 saat kontrol altında tutulduğunu anlatan Batukan, `Yaz döneminde zaman zaman ishal vakalarında artış gözleniyor. Aynı konutta yaşayan tüm sakinler aynı rahatsızlığa yakalanınca suçu şehir şebekesinde arıyor. Oysa kendi şebekelerinde bakım yapılmaması sonucu bu tür ishal vakaları gerçekleşiyor. Yaz aylarında görülen bazı ishal vakalarının kente verdiğimiz içme suyuyla ilgisi yok. Bu konuda en küçük şikayeti değerlendirerek hemen analizler yapıyoruz. Geçtiğimiz günlerde gelen bir şikayet üzerine yapılan analizlerde hiçbir probleme rastlanılmadı. Kayseri`nin içme suyu, birçok şişe suyundan daha kaliteli ve sağlıklı. Şebeke suyumuzu 24 saat kontrol altında tutuyoruz ve ayrı noktalardan alınan numuneler sürekli olarak laboratuarlarımızda kontrol ediliyor.` şeklinde konuştu.

Depo bakımının 6 ay veya bir yıl aralıklarla mutlaka yapılması gerektiğini anlatan Batukan, `Su depoları bodrum katında ya da kazan dairesinde olduğu için unutulmakta ve temizliği ihmal edilmektedir. Bu depolardan musluklara gelen su ile evlerde her türlü ihtiyaç karşılanmaktadır. Temizlenmemiş su depoları halk sağlığını tehdit etmektedir. Depolarınız periyodik olarak temizlik, bakım ve dezenfeksiyon işlemlerinden geçirilmelidir. Çünkü, temiz olmayan depolar tifo, tifüs, dizanteri, kolera ve hepatit gibi hastalıkların oluşmasına yol açmaktadır.` ifadesini kullandı.
KAYNAK: YENİŞAFAK

10 hastalıktan birinin sorumlusu kirli su

İşte kirli suyun kullanılmasıyla ortaya çıkan hastalıklar... Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) yayımladığı raporda, kirli suyun, dünyadaki her 10 hastalıktan 1"inin ve ölümlerin yüzde 6"sının sorumlusu olduğu belirtildi.

Araştırma ile ilgili rapor hazırlayan Annette Prüss-Üstün yaptığı açıklamada, kirli su kullanımının zengin ve yoksul ülkeler arasında büyük bir eşitsizliğin göstergesi olduğunu belirterek, su ve hijyene bağlı sorunların, her yıl dünyada kaydedilen hastalıkların yüzde 9,1"inin nedeni olduğunu söyledi.

14 YAŞ ALTI RİSK ALTINDA

Kirli su kullanımında çocukların açık arayla en büyük kurban grubunu oluşturduğunu, zira suyun 14 yaşından küçüklerin yakalandığı hastalıkların yüzde 22"sinin sorumlusu olduğunu kaydeden Prüss-Üstün, suyun gelişmiş ülkelerde ölümlerin yüzde 1"inin nedeniyken, bunun gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10"a, Angola"da yüzde 24"e çıktığını söyledi.

SITMADAN İSHALE

Prüss-Üstün, suyun sıtma, humma ve ishal gibi hastalıklara yol açtığını belirterek, bundan en çok etkilenen 35 ülkede hastalıkların yüzde 15"ten fazlasının, su ve hijyen koşulları iyileştirilerek kalıcı biçimde önlenebileceğini kaydetti. Ülkeleri bu alanda yatırım yapmaya çağıran Prüss-Üstün, yatırılacak bir doların, tıbbi harcamalarda tasarruf ve iş verimliliğinde kazanç yoluyla 8 dolar olarak geri döneceğine işaret etti.

ÇOCUKLARI ÖLDÜRÜYOR

Suyun gelişmiş ülkelerde yüzde 0,5, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 8 oranla, dünyadaki ölümlerin yüzde 6,3"ünün sorumlusu olduğu belirtildi. Kirli su kullanımının çocuklarda ölümlerin dörtte birine yakınının nedeni olduğu belirtildi.

KAYNAK: BUGÜN

Kirli sular `çocuk felci` yapıyor

Konya Özel Selçuklu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Emine Oran, kirli suların içersinde bulunan virüslerin çocuklarda başta felç olmak üzere birçok hastalığa neden olduğunu belirtti. Oran, hastalıktan korunmak için suyun ya kaynatılması ya da klorlanması gerektiğini bildirdi.

İnsan hayatının temel ihtiyaçlarından birisi olan su, son zamanlarda endüstriyel ve evsel atıklarla kirleniyor. Suyun kirlenmesinde görülen artış insan sağlığını tehdit eder boyutlara ulaştı. Su ile bulaşan hastalıklar sonucu yılda 250 milyon kişinin hastalandığı dünyada 5 milyonun üzerinde insan da hayatını kaybediyor. Ölümler en çok küçük çocuklarda ve yaşlılarda ortaya çıkıyor. Kirli su içerisinde bulunan virüs nedeniyle çocukların felç olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını belirten uzmanlar, aileleri, güvenilir olmayan suları kaynatmadan ve klorlamadan çocuklarına içirmemeleri yönünde uyarıyor.

Konya Özel Selçuklu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Emine Oran, kirli suların içilmesi veya vücutla teması ile kişeye hastalık bulaştığını söylüyor. Kirli sularla oluşan hastalıkların özellikle hava sıcaklığının yüksek olduğu aylarda arttığını belirten Oran, kirli su ile çocuk felci, tifo, kolera, dizanteri, çocuklarda görülen yaz ishalleri, gıda zehirlenmeleri, paraziter enfeksiyonlar, amipli dizanteri, Hepatit A, Hepatit E gibi hastalıkların bulaşabildiğini vurguluyor.

Hastalıkların kirli su ile genelde ağız yoluyla bulaştığını ifade eden Oran, virüslerin sindirim yoluna yerleştikten sonra enfeksiyonlara yol açtığını dile getiriyor. Oran, karın ağrısı, ishal ve kusma gibi hastalık belirtileri olduğunu söylüyor.

Hastalıktan korunma yolları hakkında da bilgi veren Oran, `Temiz ve güvenilir suyun bulunmadığı yerlerde sular ya kaynatılmalı ya da klorlanmalıdır. Kaynatma en az 10 dakika sürmelidir. Klorlama ya damlacıklı klor solüsyonları ya da klor tabletleri ile yapılabilir.` diye konuştu.

Kaynakların kirlenmesinin önlenmesi gerektiğini dile getiren Oran, `Su havzalarında kaçak yapılaşmalar önlenmeli. Dağıtım sisteminin kirlenmesi önlenmeli. Ev ve kurum su depolarının düzenli temizliği yapılmalı.` dedi.

KAYNAK: ZAMAN

1 lt atık su, 8 lt temiz suyu kirletiyor

Dünyada milyonlarca kadın, gününün yaklaşık 4 saatini su taşıyarak geçiriyor. 1 litre atık su 8 litre tatlı suyu kirletiyor. Kirli sular yüzünden yılda 250 milyon kişi hastalıklara yakalanıyor ve 1 milyon 800 bini çocuk olmak üzere 5 milyon insan ölüyor.

20-23 Ekim 2008 tarihleri arasında Aksaray"da Jeoloji Mühendisliği Bölümü tarafından "Su-Enerji-Sağlık Sempozyumu" düzenlenecek. Sempozyumda Türkiye"nin su ve suya bağlı enerji potansiyelinin verimli kullanımı değerlendirilecek.

Aksaray Üniversitesi(AÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Afşin 20. yüzyılda dünya nüfusunun 19. yüzyıla oranla 3 kat, su kaynaklarının tüketiminin ise 6 kat arttığını söyledi. Afşin, "Dünyada milyonlarca kadın, gününün yaklaşık dört saatini su taşıyarak geçiriyor. Bir litre atık su 8 litre tatlı suyu kirletiyor. Kirli sular yüzünden yılda 250 milyon kişi hastalıklara yakalanıyor ve bunların 1 milyon 800 bini çocuk olmak üzere 5 milyonu ölüyor. Su sıkıntısı, su kaynaklarının azlığına değil, suyun adaletsiz dağılımına bağlı ve bu sorun şimdilik çoğunlukla yoksulları etkilemektedir. Ulusal ve küresel eylem planlarıyla milyonlarca insanın hayatı kurtarılabilir" dedi.

Türkiye"nin 110 milyar metreküp kullanılabilir su potansiyeline ve 26 su havzasına sahip olduğunu vurgulayan Afşin, "önemli havzalardaki bilinçsiz su tüketiminin, soğuk ve sıcak su kaynaklarını olumsuz etkilediğini söyledi.

Afşin, Su-Sağlık-Enerji Sempozyumu"nun amacının Türkiye"nin su ve suya bağlı enerji potansiyelinin verimli kullanımını değerlendirmek, giderek yaygınlaşan su sorununun nedenlerini Orta Anadolu"yu baz alarak ayrıntılı şekilde belirlemek ve çözüm önerileri sunmak, jeotermal kaynakların sürdürülebilir kullanımını, suyun insan sağlığına etkilerini ve ülke ekonomisine sağlayacağı yararları vurgulamak olduğunu sözlerine ekledi.

JEOTERMAL ENERJİMİZİN YÜZDE 5"İNİ KULLANIYORUZ

Yılda 9 milyar dolarlık ekonomik kazanıma eşit jeotermal enerji potansiyeliyle dünyada 7. sırada yer alan Türkiye"nin mevcut potansiyelinin yüzde 5"ini kullandığı bildirildi.

Afşin, yenilenebilir enerji kaynaklarından olan jeotermal enerjinin, fosil yakıtlara göre temiz, çevre dostu ve yerli olduğunu söyledi.

Yağmur ve kar sularının, yer altındaki jeotermal rezervleri besleme koşulları devam ettiği sürece jeotermal enerjinin bitmeyeceğini vurgulayan Afşin, "Yer kabuğunun derinliklerinde biriken ısının oluşturduğu sıcak su, buhar ve gaz, elektrik enerjisi üretimi, endüstri, merkezi ısıtma-soğutma, seracılık, balık çiftlikleri, kaplıca gibi çok farklı alanlarda kullanılmaktadır" dedi.

Türkiye"nin jeotermal enerji potansiyelini yeterince değerlendiremediğini ifade eden Afşin, şunları kaydetti: "Yılda 9 milyar dolarlık ekonomik kazanıma eşit jeotermal enerji potansiyeliyle dünyada 7. sırada yer alan Türkiye, mevcut potansiyelinin yüzde 5"ini kullanıyor. Ülkemizde sıcaklığı 40°C"nin üzerinde değerlendirilebilecek 170 adet jeotermal sahadan beşi elektrik üretimine, diğerleri de doğrudan ısıtmaya, sanayi uygulamalarına, sağlık ve termal turizme uygundur."

KAYNAK: ÖNCEVATAN

Kirli sudan günde 6 bin kişi ölüyor

Hizmet-İş Sendikası tarafından hazırlatılan, ``Sayılarla Su`` adlı kitapta, çoğu 5 yaşından küçük çocuklar olmak üzere günde 6 bin kişinin kirli su içmekten ileri gelen ishalden öldüğü bildirildi.

Hizmet-İş Sendikası tarafından hazırlatılan, ``Sayılarla Su`` adlı kitapta, çoğu 5 yaşından küçük çocuklar olmak üzere günde 6 bin kişinin kirli su içmekten ileri gelen ishalden öldüğü bildirildi. Su hakkında ilginç istatistiklere yer verilen kitapta, ``su yönetiminde yerel yetkilerin güçlendirilmesi ve kentlerin su yatırım ve işletmesinde tam yetkili olması gerektiği`` vurgulandı. Kitapta, dünya nüfusunun yüzde 30`unun kişi başına yıllık 2 bin metreküpten daha az suya sahip olduğu vurgulandı. 1970-1990 periyodunda kişi başına kullanılabilir su miktarının 3`te 1 oranında azaldığı vurgulanan kitapta, ``2000-2020 arasında aynı oranda bir azalma olacağı tahmin ediliyor. 1950-2000 arası yıllarda tatlı su endeksi 100`den 75`in altına düşmüştür. 2025 yılında dünya nüfusu 8 milyar olacak. Bu nüfus bugünkü tatlı su kaynaklarını kullanacak, kişi başına yıllık tatlı su miktarı 4 bin 800 metreküpe düşecek. Bu miktar 2000 yılında 7 bin 300, 1950`de 16 bin 800 metreküp idi`` denildi.

``Her gün, çoğu 5 yaşından küçük çocuklar olmak üzere günde 6 bin kişi kirli su içmekten ileri gelen ishalden ölüyor. Her yıl 15 milyon kişi kirli suya bağlı hastalıktan ölüyor`` bilgisine yer verilen kitapta, şunlar kaydedildi:

``*Kalkınmakta olan ülkelerde nüfusun yüzde 50`si kirlenmiş tatlı su kullanıyor.

*Bir araba üretmek için 400 bin litre nitelikli su kullanmak gerekiyor.

*Dünya nüfusunun 9,3 milyara ulaşacağının tahmin edildiği 2050 yılında, kötümser senaryoya göre 60 ülkede 7 milyar insan, iyimser senaryoya göre ise 48 ülkede 2 milyar insan su darlığı çekecek.

*Dünya nüfusunun yüzde 40`ı kullanma suyuna sahip değil. Bunun yarısı Çin ve Hindistan`da yaşıyor.

*Zengin ülkelerde içilebilir suyun 3`te 1`i tuvaletlerde kullanılıyor.

*Kirlilik ve benzeri su sorunlarının gelecek 30-40 yıl içerisinde öldürücü etkisinin 10 katına çıkacağı tahmin ediliyor.

*2006 yılı rakamları ile dünyada 1,1-1,4 milyar arasında insan içilebilir sudan yoksun. 2,6 milyar insan ise sağlıklı tuvalete sahip değil.

*Bugün için yeryüzünde su darlığı çeken nüfus 700 milyon. 2035 yılında bu rakam 3 milyara ulaşacak ve dünya nüfusunun 3`te 1`inden fazla olacak.

*Kalkınmakta olan ülkelerde atık suyun yüzde 90`ı, sanayi atıklarının yüzde 70`i hiçbir işlemden geçirilmeden akarsulara boşaltılıyor.

*2000`li yıllar boyunca 30 yıl içerisinde tarım sektöründe kullanılan su miktarı yüzde 14 artacak.

*Bir insanın günlük gıda ihtiyacını karşılayacak tarım ürünleri üretimi için 3 bin litre su gerekiyor.

*400 bin litre su ile ancak 266 kilogram tahıl üretilebiliyor.

*Kalkınmakta olan ülkelerde 3 milyar insanın konutunda veya yakınında su musluğu bulunmuyor.``

Kitapta, 2007 yılı itibarıyla dünya nüfusunun yarısının şehirlerde yaşadığı, bu oranın 2030`da 3`te 2`ye yükseleceği belirtilerek, ``Şehirlerde su talebi olağanüstü artacak`` denildi.

KAYNAK: MİLLİ GAZETE

Kirli su, çocukları öldürüyor

Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) yayımladığı raporda, kirli suyun, dünyadaki her 10 hastalıktan 1'inin ve ölümlerin yüzde 6'sının sorumlusu olduğu belirtildi. Araştırmanın ardından raporu hazırlayan Annette Prüss-Üstün, su ve hijyene bağlı sorunların, her yıl dünyada kaydedilen hastalıkların yüzde 9,1'inin nedeni olduğunu söyledi.

KAYNAK: YENİŞAFAK

Kirli su özellikle çocukları öldürüyor

Dünya Sağlık Örgütünün araştırması, kirli suların, dünyada her 10 hastalıktan 1’inin ve ölümlerin yüzde 6’sının sorumlusu olduğunu ortaya çıkardı



CENEVRE - Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) yayımladığı raporda, kirli suyun, dünyadaki her 10 hastalıktan 1’inin ve ölümlerin yüzde 6’sının sorumlusu olduğu belirtildi. Araştırmanın ardından raporu hazırlayan Annette Prüss-Üstün, basına yaptığı açıklamada, kirli su kullanımının varsıl ve yoksul ülkeler arasında büyük bir eşitsizliğin göstergesi olduğunu belirterek, su ve hijyene bağlı sorunların, her yıl dünyada kaydedilen hastalıkların yüzde 9,1’inin nedeni olduğunu söyledi.

Kirli su kullanımında çocukların açık arayla en büyük kurban grubunu oluşturduğunu, zira suyun 14 yaşından küçüklerin yakalandığı hastalıkların yüzde 22’sinin sorumlusu olduğunu kaydeden Prüss-Üstün, suyun gelişmiş ülkelerde ölümlerin yüzde 1’inin nedeniyken, bunun gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10’a, Angola’da yüzde 24’e çıktığının altını çizdi.

Prüss-Üstün, suyun sıtma, humma ve ishal gibi hastalıklara yol açtığını belirterek, bundan en çok etkilenen 35 ülkede hastalıkların yüzde 15’ten fazlasının, su ve hijyen koşulları iyileştirilerek kalıcı biçimde önlenebileceğini kaydetti.

Ülkeleri bu alanda yatırım yapmaya çağıran Prüss-Üstün, buna yatırılacak bir doların, tıbbi harcamalarda tasarruf ve iş verimliliğinde kazanç yoluyla 8 dolar olarak geri döneceğine işaret etti.

Suyun gelişmiş ülkelerde yüzde 0,5 ve gelişmekte olan ülkelerde yüzde 8 arasında bir oranla, tüm dünyadaki ölümlerin yüzde 6,3’ünün sorumlusu olduğu belirtilen raporda, kirli su kullanımının çocuklarda ölümlerin dörtte birine yakınının nedeni olduğunun altı çizildi.

KAYNAK: RADİKAL

Türkiye'nin su kaynakları kirleniyor!

Dünyada, 1.2 milyar insanın "güvenilir içme suyu"ndan yoksun yaşadığı bildirildi. Çevre Mühendisleri Odası tarafından hazırlanan, "2007 Su Raporu'nda" dünya ve Türkiye'deki su durumuna ilişkin tespitlerde bulunuldu. Dünyada, içilebilir-kullanılabilir su miktarının toplam su miktarının çok küçük bir bölümünü oluşturduğu belirtilen raporda, "Yerkürede bulunan suyun yüzde 97'si tuzlu su, yüzde 3'lük bölümü ise tatlı su olarak tarif edilen içilebilir veya kullanılabilir sudan oluşuyor. Bu suyun, yüzde 79'u kutuplardaki buz dağlarında, yüzde 20'si derin yeraltı sularında toplanmıştır" denildi.


Rapora göre, yüzde 1'lik dilim ise göller, akarsular ve tatlı su rezervuarlarında yer alıyor. Dünyada, 1.2 milyar insan "güvenilir içme suyu"ndan yoksun yaşıyor.

2.4 milyar insan sağlık koşullarına uygun suya erişemiyor. Dünyada kullanılan suyun, yüzde 85'ini nüfusun yüzde 12'si tüketiyor.

Avrupa'da ortalama su kullanımı 200-300 litre/gün ve ABD'de 575 litre/gün olmasına rağmen, kalkınmakta olan ülkelerde yaşayan halkın beşte biri insan hakkı olarak kabul edilen en az 20 litre/gün suya ulaşamıyor.

Kalkınmakta olan ülkelerde en zengin halkın yüzde 20'si şebeke sistemi ile ulaşan suyun yüzde 85'ini, halkın en yoksul yüzde 20'lik kısmı ise sadece yüzde 25'ini kullanabiliyor.

Dünyanın belli bölgelerinde, (Afrika'nın büyük bölümü, Ortadoğu, Çin'in kuzeyi, Meksika ve Kaliforniya) su rezervleri tükenmek üzere. Ayrıca artan nüfus, kentleşme ve kişi başına tüketilen suyun artması nedeniyle suya olan talep, arzı geçerken mevcut su kaynakları da sürekli kirleniyor.

TÜRKİYE'DE DURUM

Türkiye'deki su durumuna da değinilen raporda, Türkiye'nin ekonomik olarak kullanılabilen su miktarının, yıllık çekilebilen 12.2 kilometreküp yeraltı suyu ve yıllık tüketilen 95 kilometreküp yüzey suyu olmak üzere, 107.2 kilometreküp olduğu ifade edildi.

Kullanım amaçlarına göre, suyun yüzde 74'ünün sulama, yüzde 16'sının içme-kullanma, yüzde 10'unun ise endüstriyel kullanım suyu olarak değerlendirildiği belirtilen raporda, "UNEP'in raporuna göre, dünya ortalaması 7000 metreküp olarak belirlenmiş olup, Türkiye 2006 yılı itibarıyla kişi başına 1430 metreküp tatlı su kaynağı ile düşük sınıfta yer almaktadır" denildi.

Raporda ayrıca, "Türkiye'de, su kaynaklarından aşırı çekim sonucu sahil kesimlerinde yeraltı su tuzlanması, tarımsal faaliyetlerde kullanılan kimyasallar ile evsel, endüstriyel atıklar nedeniyle kirlenme yaşanıyor" ifadesine yer verildi.

KAYNAK: GIDA BİLİMİ

Yüzlerce kişi zehirlendi

Aksaray Vali Vekili Ahmet Yılmaz, kentte çeşitli şikayetlerle hastanelere başvuranların sayısının 775'e ulaştığını söyledi.

Yılmaz, yaptığı açıklamada, Aksaray Devlet Hastanesi, 2 no'lu Nöbetçi Sağlık Ocağı ve özel hastanelere karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve hafif ateş şikayetli müracaatların olduğunu ifade etti.
Aksaray Devlet Hastanesine gelen vatandaşların tıbbi tedavilerinin kısa süreli olarak ayakta yapıldığını ve taburcu edildiğini belirten Yılmaz, diğer sağlık kuruluşlarına başvuran vatandaşların da tedavilerinin yapıldığını kaydetti.

Söz konusu şikayetlerle hastanelere başvuranların sayısının 775'e ulaştığını belirten Yılmaz, şunları kaydetti:

''Yapılan su analizlerinde herhangi bir kirliliğe rastlanmamakla birlikte, vatandaşlarımızın kişisel temizlik hususunda el yıkama, genel vücut temizliği, sebze ve meyvelerin iyice yıkanması gibi tedbirleri almasının yararlı olacağının bilinmesini önemle rica ederiz.''

Yılmaz, vatandaşlardan içme sularını da kaynattıktan sonra kullanmalarını istedi.

Aksaray Devlet Hastanesi'nde halen 10 kişinin tedavisinin sürdüğü öğrenildi.

Kentte dünden bu yana çok sayıda kişi kusma, mide bulantısı ve ateş şikayetiyle sağlık kurumlarına başvurmuştu.

KAYNAK: GIDA BİLİMİ

Damacana sularının %53'ünde mikrobiyolojik üreme görüldü

Ankara’da damacana sularının mikrobiyolojik incelemesi sonucunda, suların yüzde 53.1’inde mikrobik etkenlerin pozitif olduğu bildirildi.
Sağlık Araştırmaları Sitesi’nde yer alan çalışmaya göre, Araştırma Ankara’da Gülhane Askeri Tıp Akademisi lojmanlarında, Doç. Dr. Ö.Faruk Tekbaş ve arkadaşları tarafından yürütüldü. Araştırma kapsamında GATA lojmanları bölgesinde bulunan 400 evde kullanılan damacana suyundan numunesi alındı.

Suların %10'u renk ve bulanıklık açısından uygun değil!
Mikrobiyolojik incelemesi sonucunda, damacana sularının yüzde 10.2’sinin bulanıklık ve renk açısından, yüzde 99’unun sülfat, kalsiyum ve potasyum açısından, yüzde 98’inin sodyum ve magnezyum açısından, yüzde 94.9’unun klor ve yüzde 14.3’ünün nitrit açısından uygun olmadığı sonucuna ulaşıldı.
Alınan su numunelerinde mikrobiyolojik üremenin ve suların anyon-katyon değerlerinin yüksek olduğunun belirlendiği araştırmada, mikrobiyolojik kirliliğin nedeninin ise pompa temizliğine gereken önemin verilmemesi olabileceği belirtildi.
Çalışmaya dahil edilen katılımcıların yüzde 90’ının damacana suyu kullandıkları, söz konusu kullanıcıların yüzde 50’sinin damacana pompasını hiç değiştirmedikleri, yüzde 15.3’ünün de pompayı hiç temizlemedikleri saptandı. Damacana suyu kullanan kişilerin damacanalarının pompalarını haftada 1 kez klorlu suyla temizlemeleri öneriliyor.

KAYNAK: GIDA BİLİMİ

Van'da arsenikli su alarmı

YÜZÜNCÜ Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Prof.Dr. Kürşat Türkdoğan'ın Van ve Çevresinde yaptığı araştırma sonucunda, kentte yemek borusu ve mide kanserinin yoğun olduğu açıklandı. Sağlık Müdürlüğü Gıda Çevre Kontrol Şube Müdürlüğü ekiplerinin arsenik yönünden 40 noktadan aldıgı içme suyu analiz sonuçlarının olumsuz çıktığı belirtildi. Van İli Umumi Hıfzıssıhha Kurulu kanser ve sulara karşı gerekli önlemlerin alınması için çalışma başlattı.

Van Valiliği tarafından yapılan yazılı açıklamada, Hıfzıssıhha Kurulu'nun Vali Yardımcısı Ali İpek başkanlığında toplandığı belirtildi. Açıklamada, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğretim üyelerinden Prof.Dr. Kürşat Türkdoğan'ın yaptığı araştırma sonucunda, kentte beslenme alışkanlığı ve olumsuz çevre koşullarına bağlı yoğun görülen özefagus (yemek borusu) ve mide kanserini azaltmak amacıyla bir dizi önlem alınacağı vurgulandı. Açıkamada şöyle denildi:

"Kırsal kesimlerde içme ve kullanma su kaynaklarını kirletecek unsurların kaldırılması için ilgili kurumlarca gerekli önlemlerin alınması gereklidir. Şebekeye verilen suyun düzenli olarak klorlanmasının sağlanacağı gibi, tuvalet, banyo, mutfak gibi kirli suların direkt olarak alıcı ortama verilerek, altyapı hizmetlerinin güçlendirilmelidir. Kırsal kesimde ağaçlandırma, yeşillendirme, sebze ve meyve üretimi konularında eğitimler yapılarak, gerekli desteğin sağlanıp, İl Tarım Müdürlüğü, Belediye Başkanlıkları ve İl Özel İdaresinin ilgili birimleri tarafından gıda maddelerinin denetimi ve sağlıklı depolanması konusunda gerekli denetim ve eğitim çalışmalarının yapılmasına karar verilmiştir. Tandırda tezekle pişen ekmeğin ve tütsülenmiş gıda maddelerinin, sıcak çayın tüketilmemesi, sigara, alkol gibi kötü alışkanlıkların kansere yol açtığı konularında, İl Sağlık Müdürlüğü ve Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi iş birliği ile düzenlenecek eğitim, saha çalışmaları ve televizyon programları gibi eğitimlerin yapılması da kararlaştırılmıştır."

Açıklamada geçen yıl 21 sondaj kuyusu, 7 su deposu, 12 şehir şebekesi olmak üzere toplam 40 noktadan Sağlık Müdürlüğü Gıda Çevre Kontrol Şube Müdürlüğü elemanlarınca Şubat, Mart ve Nisan aylarında kimyasal (arsenik) araştırması için alınan su numunelerinin Ankara Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı'na gönderildiği hatırlatıldı. 12 sondaj kuyusu, şehir şebekesinin 7 noktası ve 1 su deposunda alınan su örneklerinin arsenik yönünden İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki Yönetmeliğe aykırı çıktığın, Van Belediye Başkanlığı'nca bazı çalışmalar yapılmasına karar verildiği vurgulanan açıklamada, "Arsenik düzeyi yüksek olan sondaj kuyularının kapatılmasına, Bostaniçi su deposundan çıkan eski şebeke hattının iptal edilmesine, su isale hattındaki yüzde 50 civarında kayıp ve kaçak su oranının azaltılmasına, su depolarına otomatik klorlama cihazlarının takılması da karara bağlandı" denildi.

KAYNAK: GIDA BİLİMİ

Bakımsız su depoları mikrop yuvası

Yaz döneminde tatil nedeniyle kullanımına ara verilen su dağıtım tesisatları ve depolar bakteriyel oluşumlara neden oluyor.

Kirli depolardan gelen pis sular, enfeksiyon riski oluşturduğu gibi, çamaşır, bulaşık makinesi ile hidrofor ve arıtma cihazlarını bozuyor. Uzmanlar, yaz döneminde tatil için yaşadıkları yerlerin dışına çıkan insanları depolarını, musluklarını bakımdan geçirmeleri konusunda uyarıyor.



Kayseri Sağlık İl Müdürü Kadir Çetinkara, ihmaller sonucu mikrop yuvası haline gelen su depolarının en az 6 ayda bir temizlenmesi gerektiğini söyledi.

Su depolarının temizliğiyle ilgili ciddi bir bilinçlenme oluşmadığına dikkat çeken Çetinkara, `Yerleşim yerlerinde, toplumun ihtiyacının karşılanması amacıyla tüketime ve kullanıma verilen suların yeterli ve sağlıklı olmasının toplum sağlığının korunmasındaki önemi büyük. Vatandaşımız yılda birkaç kez arabasının bakımını yaptırıyorsa, su depolarında da aynı hassasiyeti göstermeli. Temizlenmeyen ve bakımı yapılmayan depolarda her türlü mikrop oluşabiliyor. En az 6 ayda bir depolar temizletilmeli. 3-4 yıl bakımı yapılmayan depolar var. Kaynatma ve klorlama işlemleriyle su dezenfekte edilebilir.` diye konuştu.

Kayseri Su ve Kanalizasyon İdaresi(KASKİ) Genel Müdürü Ender Batukan ise, yaz döneminde insanların tatil için farklı yerleşim alanlarına gittiğini, bu dönemde su sirkülasyonu olmayan su tesisatlarında bakteriyel oluşumlara rastlanıldığını ifade etti.

Şehir şebekesine verilen tüm içme suyu kaynaklarının 24 saat kontrol altında tutulduğunu anlatan Batukan, `Yaz döneminde zaman zaman ishal vakalarında artış gözleniyor. Aynı konutta yaşayan tüm sakinler aynı rahatsızlığa yakalanınca suçu şehir şebekesinde arıyor. Oysa kendi şebekelerinde bakım yapılmaması sonucu bu tür ishal vakaları gerçekleşiyor. Yaz aylarında görülen bazı ishal vakalarının kente verdiğimiz içme suyuyla ilgisi yok. Bu konuda en küçük şikayeti değerlendirerek hemen analizler yapıyoruz. Geçtiğimiz günlerde gelen bir şikayet üzerine yapılan analizlerde hiçbir probleme rastlanılmadı. Kayseri`nin içme suyu, birçok şişe suyundan daha kaliteli ve sağlıklı. Şebeke suyumuzu 24 saat kontrol altında tutuyoruz ve ayrı noktalardan alınan numuneler sürekli olarak laboratuarlarımızda kontrol ediliyor.` şeklinde konuştu.

Depo bakımının 6 ay veya bir yıl aralıklarla mutlaka yapılması gerektiğini anlatan Batukan, `Su depoları bodrum katında ya da kazan dairesinde olduğu için unutulmakta ve temizliği ihmal edilmektedir. Bu depolardan musluklara gelen su ile evlerde her türlü ihtiyaç karşılanmaktadır. Temizlenmemiş su depoları halk sağlığını tehdit etmektedir. Depolarınız periyodik olarak temizlik, bakım ve dezenfeksiyon işlemlerinden geçirilmelidir. Çünkü, temiz olmayan depolar tifo, tifüs, dizanteri, kolera ve hepatit gibi hastalıkların oluşmasına yol açmaktadır.` ifadesini kullandı.

KAYNAK: GIDA BİLİMİ

Hastalıkların kaynağı kirli su

Araştırmacılar, su ve hijyene bağlı sorunların, her yıl dünyada kaydedilen hastalıkların yüzde 9,1'inin nedeni olduğunu söyledi.

Kirli su kullanımında çocukların açık arayla en büyük kurban grubunu oluşturduğunu, zira suyun 14 yaşından küçüklerin yakalandığı hastalıkların yüzde 22'sinin sorumlusu olduğunu kaydeden uzmanlar, suyun gelişmiş ülkelerde ölümlerin yüzde 1'inin nedeniyken, bunun gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10'a, Angola'da yüzde 24'e çıktığının altını çizdi.

Uzmanlar, suyun sıtma, humma ve ishal gibi hastalıklara yol açtığını belirterek, bundan en çok etkilenen 35 ülkede hastalıkların yüzde 15'ten fazlasının, su ve hijyen koşulları iyileştirilerek kalıcı biçimde önlenebileceğini kaydetti.

Ülkeleri bu alanda yatırım yapmaya çağıran uzmanlar, buna yatırılacak bir doların, tıbbi harcamalarda tasarruf ve iş verimliliğinde kazanç yoluyla 8 dolar olarak geri döneceğine işaret etti.

Suyun gelişmiş ülkelerde yüzde 0,5 ve gelişmekte olan ülkelerde yüzde 8 arasında bir oranla, tüm dünyadaki ölümlerin yüzde 6,3'ünün sorumlusu olduğu belirtilen raporda, kirli su kullanımının çocuklarda ölümlerin dörtte birine yakınının nedeni olduğunun altı çizildi.

KAYNAK: GIDA BİLİMİ

Kirli Su Her Yıl 2 Milyon Kişiyi Öldürüyor

Birleşmiş Milletler, Dünya Su Kaynaklarını Değerlendirme Programı Başkanı Gordon Young, her yıl 100 milyar Dolar harcanarak dünyada su sıkıntısının önlenebileceğini söyledi.

Tokyo’da bir açıklama yapan Young, dünya nüfusunun %20’sinin temiz içme suyundan yoksun olduğunu belirtti. Yetkili, her yıl kirli sudan kaynaklanan hastalıklar yüzünden tüm dünyada 2 milyon kişinin öldüğünü bildirdi.

Gordon Young, yılda 50-100 milyar Dolar harcanarak su sıkıntısının önlenebileceğini ancak, harcamalarla ilgili siyasi tartışmaların bunu engellediğini söyledi. Birleşmiş Milletler yetkilisi, Ortadoğu, Afrika ve Kuzey Amerika’daki siyasi tartışmaların su sorununun çözümünü amaçlayan programları önlediğini de belirtti.

KAYNAK: VOANEWS TÜRKİYE

Durgun ve kirli sular hastalık kaynıyor

Yüzme havuzları birçok kişinin ortak kullanım alanı olduğundan kirlenir. Birçok bakteri, virüs ve parazit bu kirliliği yaratır. Suya karışan mikroplar suyun yutulması ile bireylerde ishale neden olur. Ayrıca havuzlardaki klor, kimyasal konjonktivit dediğimiz göz enfeksiyonuna neden olur.

Irmaklar ve denizler, karışan lağım suları, artıklar ve insanların çıkartıları ile kirlenir. İshal, solunum sistemi enfeksiyonları, kulak göz ve cilt enfeksiyonları gözlenir. Mavi yeşil olgular fetal (ölümcül) toksinlere sahiptir. Ayrıca Leptospira denen bir mikrop, potansiyel ölümle seyredebilen Weil (bataklık humması) hastalığına neden olur.

Korunma ve tedavi yolları
Havuz ve deniz ortamlarının mümkün oldukça temiz olması önemlidir. Durgun ve kirli sularda, yüzeyi köpüklü ve yeşil görünümde olan denizde yüzülmemelidir. Suya atlarken burun tutulmalı veya tıkaç kullanılmalıdır. Havuz ve deniz suyu yutulmamalıdır. Ciltte sıyrık ve kesik alanlar varsa, yüzme sonrasında temiz su ve sabunla yıkanmalıdır. Kulak enfeksiyonlarını önlemek için kulak tıpaları takılmalıdır. Göz enfeksiyonlarını önlemede sualtı gözlüğü veya maskeleri kullanılmalıdır. Lağım karışan alanlara yakın bölgelerde ve şiddetli yağmurlar sonrasında yüzülmemelidir. Gelişebilecek ishal, solunum sistemi, cilt, kulak ve göz enfeksiyonlarının tedavileri konunun ilgili, uzmanlarına danışılarak yapılmalıdır.

KAYNAK: SAĞLIK VE GÜZELLİK

Kirli su, sağlığı tehdit ediyor

Suyun ve besinlerin canlıların hayatında vazgeçilmez unsurlar olduğunu belirten Operatör Doktor Hüseyin Basım, “Hastalıklara karşı vücut direncinin oluşmasında besin maddelerinin önemli bir katkısı vardır. Su yaşamın devamını sağlayan unsurlardan biri olarak kişisel ve toplumsal hijyende en uygun temizlik maddesidir. Bunlara rağmen sular ve besinler kirlendikleri takdirde içinde birçok mikroorganizmaları bulundurarak hastalıkların yayılmasında sebep olurlar” dedi.

Bulaşıcı hastalıklardan korunmada su ve gıda maddelerinin hijyeninin önemli rol oynadığını ifade eden Hüseyin Basım, “Sular çok temiz ve berrak görünseler bile gözle görülmeyen mikropların, çevreden ve havadan karışması ile kirlenmiş olabilirler. Bu mikroplar tahmin edilebileceğinden çok daha tehlikeli, hatta bazen öldürücü de olabilen, kolera, tifo, paratifo, basilli ve amipli dizanteriler, enfeksiyöz hepatit gibi ishalli hastalıklara ya da barsak hastalıklarına sebep olurlar” dedi.

Operatör Doktor Hüseyin Basım, bu hastalıklardan korunabilmek için bulanık suların tülbent gibi araçlarla, temizlik kurallarına dikkat edilerek süzülmesini gerektiğini söyleyerek, “Suların süzülmesi gerekir. Sular on dakika kaynatılmakla da mikroplar tahrip edilebilir. Klorlama da suların temizlenmesinde etkin bir yoldur. Bir litre suya 3 damla klorlu ana eriyikten konduğu ve su 30 dakika kadar bekletildiği takdirde güvenle içilebilir” şeklinde konuştu.

Yiyecekleri bol su ile yıkayın
Hayatın devamı için gerekli olan gıda maddelerinde, sağlık için tehlikeli maddeleri içerebileceğini ifade eden Hüseyin Basım, pişmeden yenen yiyeceklerin, bol su ile yıkanmaları gerektiğini, böylece mikropların ve parazit yumurtalarının, yiyeceklerden uzaklaştırılmasının sağlandığını, eğer ilaçlanmış iseler bu ilaçların akıp gitmesinin sağlandığını belirtti.

Ellerinizi yıkayın
Hüseyin Basım, hastalıklardan korunmak için tüm et, balık ve sebzelerin tamamen pişirilmesi gerektiğini söyleyerek, “Yiyecekler hazırlanmadan veya servis öncesinde ellerin yıkanması çok önemlidir. Tabak ve kapların sabunla yıkanması gerekir. Çiğ yemek zorunda kaldığımız meyve ve sebzelerin klorlu suda bekletildikten sonra yenilmesi gerekir” dedi.

KAYNAK: SAĞLIK VE GÜZELLİK

Kirli su öldürüyor

Sanayi atıkları sebebiyle kirlenen dünyadaki su kaynaklarının temizlenebil-mesi için yıllık 30 milyar dolar gerekiyor.

BM Dünya Su Konseyi, su ile ilgili alanlarda yatırım yapılmasıyla yılda 1.5 milyondan fazla kişinin kurtarılabileceğini belirtiyor.

Dünya genelinde 1 milyar 400 milyon kişinin temiz içme suyundan mahrum olduğu günümüzde, dakikada 15 kişi sağlıksız su tüketimi sonucu hayatını kaybediyor.

16-22 Mart Dünya Su Günü sebebiyle Birleşmiş Milletler (BM), tarafından düzenlenen çeşitli etkinliklerle dünya genelinde günden güne artan su krizine dikkat çekiliyor.

BM verilerine göre, dünyada 1 milyar 400 milyon kişi temiz içilebilir sudan mahrum. Yine dünya nüfusunun yüzde 40’ına denk gelen 2 milyar 600 milyon kişi de arıtılmamış sağlık açısından sakıncalı suyu tüketmek zorunda.

Dakikada 15 kişi ‘sudan’ ölüyor
Sağlık şartlarına uygun olmayan suların sebep olduğu kolera, ishal ve tifo gibi hastalıklardan da dakikada 15 kişi hayatını kaybediyor. Bir diğer ifadeyle yılda yaklaşık 8 milyon kişi sudan kaynaklanan hastalıklar sonucu ölüyor.

Dünyadaki su krizine çareler arayan BM’nin ‘Milenyum Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılması için her yıl bu alanda 30 milyar dolarlık bir yatırım şart.

Dünya Su Konseyi, 2015’e kadar yıllık 30 milyar dolarlık yatırımla ancak temiz içilebilir su bulamayanların yarısının sağlıklı suya kavuşabileceğini bildiriyor.

Dünya nüfusunun artmasına bağlı olarak 20. yüzyılda su tüketimi tam 6 kat arttı. 1950’de kişi başına düşen su tüketim miktarı 16 bin 800 metreküp iken bu miktar 2000’de 7 bin 300 metreküpe düştü.

Dünya nüfusunun 8 milyarı bulmasının beklendiği 2025’te ise kişi başına su tüketiminin yaklaşık 4 bin 800 metreküpe düşeceği tahmin ediliyor.

Savaşlara doğru
Günlük su tüketimi Afrika kıtasında kişi başına 10-20 litre arasında değişirken, Avrupa’da bu miktar 200 litre, Kuzey Amerika ve Japonya’da ise tam 350 litreye kadar çıkıyor.

Su kaynaklarının kullanımı konusunda şimdiden birçok bölgede tansiyon yükselmiş durumda. ABD’den Ortadoğu’ya ve Güney Asya’ya kadar geniş bir alanda küresel ısınmaya bağlı olarak susuzluk problemleri artıyor.

Uzmanlar, su krizinin muhtemel “su savaşlarına” sebep olabileceği uyarısında bulunuyor. BM’nin raporunda su krizinin, su kaynaklarının yetersizliğinden ziyade suyun kötü kullanımından kaynaklandığı belirtiliyor.
(İHA)